| | Üretsiz Blog oluştur

PSIKOLOJI,PDR,ÖZEL EĞİTİM

Psikoloji, PDR, Özel Eğitim Hakkında..

Editörden..

Bu sayfayı hazırlarken

Özel Eğitim,Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik,Psikoloji ve Kişisel Gelişim alanlarında önemli olabilecek konuları sizlerle paylaşmayı amaçladım.

Bu blogda yayınlanmasını istediğiniz yazılarınızı ve önerilerinizi sabricakar@gmail.com adresine iletebilirsiniz.

Saygılarımla

Sabri ÇAKAR

Freud'un Kişilik Kuramı

Kişilik: Bireyin belli uyaranlara karşı geliştirdiği düzenli ve sürekli davranış örüntüleridir. Bireyi başkalarından ayıran, doğuştan getirilen ve sonradan kazanılan özellikler bütünüdür. Kişilik insan davranışlarının tüm yönlerini kapsar.

Kişilik Kavramları:
Benlik: Bireyin kendi kimliğidir. Bireyin gelişimsel özellikleri çerçevesinde kendisini algılaması ve değerlendirmesidir. Direyin kendisine ilişkin algılarıdır.

Özgüven: Bireyin kendisine olan güveni ve inancı, kendisi ile ilgili olumlu yargılarıdır. Kendisini, durumunu ve koşulları kontrol edebilmesi, kendisi ile barışık olmasıdır.

Benlik Saygısı/Öz Saygı: Bireyin gelişim özelliklerine değer vermesidir. Kapasitesini bilmesi, performansını bilinçli kullanması, kendisini sevmesi ve duygularını tanıyıp kabullenmesi, Fiziksel özelliklerini benimsemesi, hedefler belirlemesi, çaba göstermesi ve risk alabilmesidir.

Kişilik Gelişimi’nin en önemli iki kuramı:

Sigmund Freud’un “Psiko-Analitik Gelişim Kuramı” ile
Erik Erikson’un “Psiko-Sosyal Gelişim Kuramı”dır.

Sigmund Freud, “Psiko-Analitik/Psikanalitik Gelişim Kuramı”nı ortaya koyduktan sonra, Erik Ericson bu kuramın “Sosyal Çevreye göre Gelişimi” içermediğini belirterek, bu kurama paralel olarak “Psiko-Sosyal Gelişim Kuramı”nı ortaya atmıştır.

Günümüzde dahi en önemli iki “Kişilik Kuramı” olarak yer edinen kuramlardır.

Burada öncelikle Sigmund Freud’un Kuramını ele alacağım ve diğer bir başka konuda Erik Ericson’un görüşlerini ve sonra da bu iki kuram’ın kısa karşılaştırılmasını yapacağım.

S. FREUD VE PSİKO-ANALİTİK GELİŞİM KURAMI (Psikanaliz)

Freud’un Kuramının temelinde iki kavram yatmaktadır:
Bilinç Sınıflandırması ve Kişilik Yapısı


1- Bilinç Sınıflandırması (Topografik Kişilik Kuramı)

İnsanın Bilinçlilik Durumu 3 bölümden oluşmaktadır:

Bilinç: Farkında olduğumuz yaşantıların bulunduğu yerdir.
Bilinç Altı: Bilincinde olmadığımız ancak biraz düşününce bilince çıkarabileceğimiz yaşantıların bulunduğu yerdir.
Bilinç Dışı: Bilincin dışında olan ve özel bir takım tekniklerle bilince çıkarılabilen yaşantıların bulunduğu yerdir. Kişiliğin büyük bir bölümü burada oluşur. Psikanaliz, kişinin bilinç dışındaki sorunları ortaya çıkararak çözümlemeye çalışır.

2- Kişilik Yapısı

Kişilik 3 bölümden oluşmaktadır, bunlar devamlı birbirleriyle etkileşime girerek davranışları etkilerler.

İd (alt Benlik): Kişiliğin en temel taşıdır. Doğuştan getirilir ve ruhsal (bu, inançlardaki Ruh kavramı değildir) enerjinin kaynağıdır. İnsanın en temel iki davranışından oluşmaktadır: Libido (Cinsellik) ve Saldırganlık. Ruhsal enerji “İçgüdüsel” olarak ortaya çıkar ve tatmin edilmek ister. İd, temel biyolojik ihtiyaçlardan kaynaklanır: Cinsellik, açlık, acıdan kaçınma, hazza yönelme… İd, toplumsal kuralları hiçe sayar ve tek amacı kendisini tatmin etmektir. Bireyin “Sınır Tanımaz” isteklerini kapsar.

Ego: Kişiliğin “Gerçeklik” ilkesine göre hareket eder. İd “İlkel”liğe dönük iken “Ego” daha bilinçli bir yapıdadır. “Gerçekler” ile “İd’in Bencil İstekleri” arasında bir arabulucu görevi üstlenir. Kişiliğin karar organı olarak adlandırılabilir. Az sonra belirteceğim Süper Ego ile İd arasındaki bir “Yürütme” ya da “Uzlaştırıcı” vazifesi görür. Bu nedenle iki göreni vardır.
-İd’in İçgüdüsel ihtiyaçlarını karşılamak.
-Birey üzerindeki Süper Ego beklentilerine cevap vermek.

Süper Ego: Bireyin çevresinden ve içinde yaşadığı tolumdan öğrenmiş olduğu “Toplumsal Kurallar”ı ve “Ahlak Kuralları”nı kapsar. Üç önemli görevi vardır:
-İd’in kabul edilemeyecek isteklerini bastırmak,
-Ego’yu “Törel” amaçlara yöneltmek,
-Kusursuz olmaya çabalamak.


Freud’a göre insan: Saldırgan ve Cinsel Dürtülerini denetim altına alması gereken olumsuz ve yıkıcı bir varlıktır. Toplumun baskıları olmayıp, insan Saldırganlık ve Cinsellik enerjilerini rahatça boşaltabilselerdi, Psikolojik rahatsızlıklar olamazdı. Freud, kuramında “Toplumun” ve “Kültürün” Kişilik Gelişimi’ndeki etkisini göz önünde bulunmadığı için eleştirilmiştir.

* Freud’a göre kişiliğin oluşumunda 0-6 yaşları önemli ve belirleyicidir.

Ego, İd’in isteklerini Süper Ego’nun onayından geçirerek dış dünyadaki nesnelerle doyurmaya çalışır. Bazen İd’in istekleri “Süper Ego” tarafında onaylanmaz ve istekler dış dünyadan karşılık bulmaz. Bu gibi durumlarda Ego “Savunma Mekanizmaları” oluşturur: Bastırma, Yansıtma, Yön Değiştirme, Neden Bulma, Yüceltme, Mantığa bürüme… “Savunma Mekanizmaları” ayrıca ele alınması gereken bir konu olduğu için, ayrı bir konuda yeniden ele alınacaktır.

PSİKOSEKSÜEL GELİŞİM DÖNEMLERİ

ORAL DÖNEM (0-1 Yaşları)

*En önemli organ ve Haz/Zevk kaynağı “Ağız”dır. Dönem adını buradan alır zaten. Bebeğin bu dönemde bakılması ve emzirilmesi çok önem taşır.

*Bebeğin memeden erken kesilmesi veya aşırı emzirilmesi; Güvensizlik, Bağımlılık ve Karmaşık Duygusal Yapıya yol açar. İleri yaşlarda görülen: Sigara-İçki bağımlılığı, aşırı yemek yeme, tırnak yeme gibi alışkanlıklar, bu dönemin sorunlu olarak yaşanmasından kaynaklanmaktadır.

*Dönemde geçirilen “Olumlu” veya “Olumsuz” yaşantılar kişilikte çok önemli yer tutar.
Olumlu Yaşantılar: Güven, Umut duygularını ve başka bireylere verme-alma özelliklerini geliştirir.
Olumsuz Yaşantılar: Aşırı Ağızcılık (oburluk, sigara alışkanlığı, ağızla cinsel tatmin), aşırı iyimserlik veya aşırı kötümserlik gibi saplantılı davranışları ortaya çıkarır.

ANAL DÖNEM (1-3 yaşları)

*Dönemde Dışkılamanın olduğu organ önemlidir ve haz kaynağıdır. Çünkü çocuk artık gelişen anal kasları ile dışkısını “Tutma” ve “Bırakma” alışkanlıklarını kazanır. Kavramlara dikkat edilirse “İnatçılık” kavramı olduğuna dikkat edilir. Çocuk ya tamamen tutar ya da tamamen bırakır. Çocuk bu dönemde kendisini ve çevreyi kontrol etmeyi öğrenir.

*Katı ve Baskıcı tuvalet eğitimi, kişilikte; yıkıcılık, kızgınlık, dağınıklık gibi sonuçlara yol açar.

*Dönemi Olumlu geçiren bireylerde; Kendini kontrol etme, uyumlu ilişkiler sürdürme, özgürce seçim yapma ve karar verme özerkliğini sürdürme, çabalarda bulunma, yeni denemelere girişme ve işbirlikçi olma özellikleri gelişir.

*Tuvalet eğitimi iyi olanlar; yaratıcı, üretken ve aktif olurlar.

*Şu Kişilik Özellikleri, bu dönemin bakım koşullarına göre ortaya çıkar: İnatçılık, Dar/Katı
görüşlülük, Dik kafalılık, Cimrilik, Aşırı düzenlilik ya da düzensizlik, aşırı titizlilik, Bağnazlık, Eli açıklık, Özerklik, Uyum, Saldırganlık, Başkaldırma, Kararsızlık vs…

FALLİK DÖNEM (3-7 yaşları)

*”Fallus” erkek cinsel organı anlamına gelir ve bu dönem adını buradan alır. Dönemin en önemli haz kaynağı “Cinsel Organ”dır.

*Çocuk karşı cinsteki “Anne-Baba”ya yakınlık ve ilgi duyar. Anne-Baba’ya duyulan; kıskançlık, sevgi, düşmanlık gibi duygular kişiliği etkiler. Çocuğun soruları (özellikle cinsel) bu dönemde sıklaşmaktadır.

Dönem ile ilgili en önemli kavramlar şunlardır:

Kastrasyon (iğdişlik) Korkusu: Erkek çocuklar, kız çocuklarda “Penis”in olmadığını fark edince, kendi penisinin yok olacağı kaygısını yaşar. Çocuklara yapılan “pipini keserim” “sünnet ederim” gibi şakalar bu korkuyu devamlı hale getirir ve kişilik bozukluğuna yol açar.

Oedipus Karmaşası: Erkek çocuk annesine, kız çocuk ise babasına yakınlık duyar. Bu durumun Anne ya da Baba tarafında hoş karşılanmayacağını ve cezalandırılacağını düşünür. Erkek çocuk annesine duyduğu sevgiden dolayı babasını kıskanır ancak aynı zamanda babasını da örnek alır ve babasına hayranlık duyar. Kız çocuklarda aynısını anneye karşı yaşarlar (buna Elektra Karmaşası denir). Çocukların ebeveynlerine karşı duydukları bu hisler uygun bir şekilde atlatılmazsa eğer ileriki dönemlerde “Psikopatolojik” durumlar ortaya çıkmaktadır.

*Dönemin Olumlu Yaşantıları: Amaçlı olma, etkinlikler başlatma ve sağlıklı cinsel yaşam özelliklerini geliştirir.

*Dönemin Olumsuz Yaşantıları: Çocuklar ileriki yaşlarında Anne-Babadan ya hiç kopamazlar ya da tamamen kopmak isterler. Eş seçiminde zorlanırlar, girişimlere karşı aşırı suçluluk duyulur, eş ve çevre ile anlaşamaz, cinsel ilişkiden korkar veya cinsel soğukluk yaşar ya da cinsel ilgiden dolayı cinsel sapıklıklara yönelir, karşı cinse ya da hemcinsine karşı tutum geliştirebilir, cinselliği fazla önemser.

LETANT (Gizil) DÖNEM (7-11 yaşları)

*”Latent” Gizil veya Örtülü demektir. Bu dönemde, bir önceki dönemin haz kaynağına ilişkin duygularda “Durgunluk” vardır. Çocuk “Cinsel” konulardan hoşlanmaz ve kendisini oyuna verir. Ergenlik öncesi durgunluk, geçiş veya bekleyiş dönemidir. Arkadaşları, öğretmenleri ve diğer iletişim biçimleri önemli yer tutar. Birey bu döneminde, doğal olarak karşı cinsi “Düşman” ilan eder. Kendi hemcinsleriyle guruplaşır. Karşı Cins ile olan olumsuzluklar kalıcı iz bırakabilir. Bu dönemin en önemli hassasiyeti: Anne-Baba cesaret verir, Öğretmen korur, Akranlar ise kabul ederler.

Bu dönemin Olumsuz Yaşantıları, diğer dönemlerdeki gibi “Aşırılık”ları doğurur. Çok çalışkan olmaktan kaynaklanan “Kısıtlı Erdem” durumu ortaya çıkar. Diğer bir aşırı ucu ise “Tembellik”tir.

GENİTAL DÖNEM (11-18 yaşları)

*Bireyin “Ergenlik” dönemidir. “Üreme” ile ilgili değişimlerin “Psikolojik Gelişimi” etkilediğini düşünen Freud, bu yüzden bu adı vermiştir. Cinsel Organların gelişimi artık “Üremeye” doğru gelişir. Freud, bireyin kişiliğinin büyük ölçüde zaten tamamlanmış olduğunu düşündüğü için, bu dönem üzerinde fazla durmamıştır. Cinsel olgunluk gelişir ve karşı cins ile ilişkiler kurulur.


Freud’un Kuramı ile ilgili en önemli nokta; “Bilinç” ve “Kişilik”tir. Geçmişte, ilgili dönemlerde edinilen yaşantılar, gelecekte bireyde kalıcı izli olabilmektedir. Burada önemli olan nokta şudur: Bireyin gelişimi, bulunduğu dönemdeki “Haz” kaynağının “Tatminine Göre” gelişmektedir. Mesela “Oral Dönem”de haz kaynağına “Ağız” demiştik, bu dönemde, diğer dönemleri ilgilendiren haz kaynaklarının tatminiyle ilgili bir sorun yaşanmaz. Bundan sonraki dönemde de Ağız’ın (emme, yutma) tatmini ile ilgili bir edinim ortaya çıkmaz. Çünkü ilgili dönem geride kalmıştır. Letant Dönem’de ise birey zaten “Cinselliği””Gizli” tutmaktadır. Karşı cinsi doğal olarak “Düşman” ilan etmekte ve kendi cinsinden arkadaşlar edinmekte ve aynı cinsten kimselerle arkadaş olmaktadır. Olumsuz yaşantılar, kadınlarda “Aşırı Feminen” davranışlara neden olabilmektedir. Her iki cinste de “Eş Cinsel” yaklaşımlar, bu dönemin istismar edilmesi ile ortaya çıkmaktadır. Daha sonraki dönemde ise Birey Cinsel olgunluğa yönelir yani “Üreme”ye dayalı bir gelişim gösterir. Eş seçimi gibi tercihler bu dönemin temel özelliğidir. Bu son “Genital Dönem”in en önemli özelliği “Kimlik Statü”lerinin kazanılmasıdır.

NLP nedir,tarihçesi,faydaları,kullanım alanları

NLP Nedir?

"Neuro Linguistic Programming"  Sinir Dili Programlaması olarak tanımlanan NLP hem bilinci hem de bilinçaltını etkin bir şekilde kullanmak için zihinsel sürecin yeniden yapılandırılması tekniğidir. En genel anlamda, zihni kullanma kılavuzudur.

NLP insanların zihinlerini değiştirerek yaşamlarını değiştirebileceklerinin keşfedilmesidir. 1970'lerin başında bir matematikçi, psikoterapist ve bilgisayar uzmanı olan Richard Bandler ile bir dil bilimci olan John Grinder'in üç psikoterapisti (Milton Erickson, Virginia Satır ve Gregory Bateson) modellemesiyle ortaya çıkmıştır. Buradan da anlaşıldığı gibi NLP'nin ortaya çıkışı mükemmelliğin modellenmesiyle olmuştur. Bu sebeple NLP'yi "Kişisel mükemmelliğin bilim ve sanatı" diye tanımlayabiliriz.

NLP başlı başına pozitif bir düşünce sistemidir. İnsanların bazıları geçmişteki kötü olaylara takılarak hayatlarını sürdürürler; bazılarıysa geleceğin kaygılarıyla mutsuz bir hayat yaşar. NLP, insana geçmişten ders alarak bugüne odaklanmayı ve geleceği planlamayı öğreten bir bilimdir. NLP'nin geçmişi temizleme teknikleri ile kişiler geçmişteki kötü olayların etkisinden kurtulup, hedef belirleme teknikleriyle de bir misyon ve vizyon belirleyerek geleceğe umutla bakarlar. Bu sayede de günlük hayatlarını daha pozitif yaşama şansına sahip olurlar.

NLP duygu ve düşüncelerimizi, bizi daha iyi bir duruma getirecek şekilde kullanmanın yollarını gösterirken, iç ve dış iletişimimizin nasıl olması gerektiğini de anlatır. Son yıllarda NLP ile satış ve pazarlama alanında birçok yenilik yapılmıştır. NLP'nin çok çeşitli kullanım yerleri vardır. Bunlardan bazıları eğitim, aile içi iletişimi, sağlık, iş dünyası, terapi, spor ve bireysel danışmanlıktır. Yani hayatın her alanında NLP'yi kullanabiliriz. NLP'nin açılımı:

Neuro
Yaptığımız her davranış ve düşüncenin kaynağı sinir sistemimizdir. Sinir sisteminin temeli de beş duyumuzdur ve bunlar düşünme biçimimizle ilgilidir.

Linguistic (Dil)
Duyu organlarımızla aldığımız mesajlar sinir sistemi için bir dil oluşturmaktadır. Dil olmadan düşünceyi zihinde canlandıramaz ve insanlarla iletişim kuramayız. Kendi iç iletişimimizde de dili kullanırız. Kendimizle ve başkalarıyla iletişim kurarken kullandığımız kelime ve cümleler bizi mutluluğa ve başarıya götürebildiği gibi büyük bir umutsuzluğa da sürükleyebilir. Bu yüzden dili etkin kullanmak çok önemlidir.

Programming
Beynimiz beş duyumuz vasıtasıyla saniyede binlerce veriyi alır; ancak bunlardan sadece beş ile dokuz tanesine odaklanır. Beynimizi ve dilimizi başarıya ve mutluluğa götürecek biçimde programlayabiliriz. Programlama davranışlarımızla ilgili bir süreçtir.

NLP'nin Tarihçesi


1970'lerin başında California Üniversitesinde Psikoloji okuyan Richard Bandler, aynı zamanda matematik ve bilgisayar dersleri de alıyordu. Bir aile dostunun etkisiyle psikolojiye merak saran Bandler dönemin önde gelen psikiyatristlerini araştırdı. Ünlü aile terapisti Virginia Satır'ın konferans teyplerinin yazıya dökülmesi işiyle uğraşırken belirli kalıpların olduğunu keşfetti. Satır bile bunu bilmiyor, sezgisel yaptığını düşünüyordu. Bandler'ın bu uygulaması NLP'de "İnsan Mükemmelliğinin Modellenmesi" ya da kısaca Modelleme dediğimiz uygulamanın da başlangıcı oldu.

Richard Bandler, bu sırada yine aynı üniversitede Dilbilim konusunda Yardımcı Doçent olan John Grinder tanıştı. Grinder, 1960'larda Avrupa'da ABD Gizli Servisi ve ABD Ordusu Özel Kuvvetler Birimi için çalışmıştı. Burada çalışırken dil asimilasyonu, kültürel davranışlar ve aksan kazanımı gibi konularda bir dilbilimci olarak ustalaşmış, antropoloji ve psikolojiye ilgi duyar hale gelmişti.

1972'de Bandler, salı akşamları (1972'de) Gestalt terapisi konusunda uygulamalar yapıyordu. Gestalt terapisinin kurucusu Fritz Perls'i modellemede öyle ileri gitmişti ki, onun gibi çember sakal bırakmış ve İngilizce'yi Alman aksanıyla konuşacak kadar Almanca öğrenmişti. Perşembe akşamları da John Grinder, Perls'in sözlü ve sözsüz dil kalıpları üzerine ders veriyordu. Bandler ve Grinder birlikte Perls'i diğerlerinden ayıran davranışların sistematik incelemesini yaptılar.

Bundan sonra Satır'ın ve ünlü İngiliz Antropolog Gregory Bateson'un modellemeleri geldi. Bu sırada yazdıkları ve NLP'nin ilk kitabı olarak kabul edilen "The Structure of Magic" (Büyünün Yapısı) Richard'ın master teziydi. (Üstelik hocası tezi kabul etmedi). Bu kitap tüm psikoloji ve psikiyatri dünyasını sonraları sarsmıştı.

Bandler ve Grinder daha sonra davranış değişiminin sırlarını araştırmaya başladılar ve çeşitli problemleri olan insanları incelemeye başladılar. Örneğin fobileri olan insanların, korktukları şeyin o an başlarına geldiğini düşündüklerini farkettiler. Fobilerinden kurtulan kişileri incelediklerinde ise, bu kişilerin korktukları olayı bir başkasının başına geliyormuş gibi düşündüklerini gördüler (associate-dissociate). Bu basit keşif, onların fobileri olan kişileri iyileştirmelerini sağladı.

Bu arada NLP başka bir dönemece gelmişti: "İnsanların düşünme farklılıkları, onların olayları tecrübe etmelerinde farklılık yaratıyordu". İlk önce, neyi değiştireceklerini sorguladılar. Bunun için önlerinde iyi bir örnek vardı. Dünyanın hipnozda harikalar yaratan doktoru Milton Erickson. 1901'de doğan Erickson, Bandler ve Grinder'dan daha enteresandı. 18 yaşında geçirdiği felç nedeniyle Wisconsin'deki çiftliklerinde 1 yıl boyunca çelik bir ciğere bağlı olarak yaşadı. Görüyor, duyuyor ve düşünebiliyordu. Ama kesinlikle hareket edemiyordu. Vakit geçirmek için insanların sözlü ve sözsüz davranışlarını inceliyordu. Özellikle de söylenenlerle söylenmeyen, ama ima edilenler arasındaki farkları. İnsan doğasını da öğrendi. Yeni baştan yürümeyi, bebekleri gözleyerek öğrendi. Bu bilgiler onu dünyanın en başarılı terapisti yapacaktı.

1975'de Bandler ve Grinder, Erickson'un dil kalıplarını mikroskop altına alan onunla ilgili kitaplarının 1. cildini yazdılar.

1976'da Santa Cruz'da bir dağ evine çekilen Bandler ve Grinder 3 gün oradan çıkmadılar ve bu sisteme bir isim bulmaya çalıştılar. NLP ismi 3. günün sonunda ortaya çıktı.

1977'de Erickson'un kitabının 2. cildi geldi.

1979'da ilk best-seller olan NLP kitabı "Frogsinto Princess" yayınlandı ve 1.000.000'un üzerinde sattı.

1980'de "Reframing" ve "Transformations" kitapları yazıldı ve NLP'ye ilgi iyice arttı.

1981'de "NLP Volume 1" kitabının yazımından sonra Bandler ve Grinder'ın yolları ayrıldı. Bandler Metamodel ve Milton H. Erickson'un yolundan gidip bireylere NLP öğretirken; Grinder Carlos Castenada ve Gregory Bateson'un yolundan gitti ve antropoloji ve epistomoloji üzerine çalıştı. Afrika yerlileriyle yaşadı, en büyük dağcıları modelledi, iş dünyasına eğitim verdi.

Bugün ABD'de 100'ün üzerinde NLP enstitüsü ve 2 adet NLP üniversitesi vardır. Avrupa'daki NLP enstitü sayısı da 50'nin üzerindedir. 

1986'da Anthony Robbins'in NLP'yi popüler yapan "Sınırsız Güç" kitabı yayınlandı. Robbins bugün aralarında Bill Clinton'ın da olduğu geniş bir müşteri portföyüne sahiptir.

1997'de Bandler ve Grinder'in dostluğu tamamen bitti. NLP'nin isim hakkı için Bandler Grinder'ı dava etti. 18 Milyon USD'lık tazminatı alamadı, ama NLP'nin isim hakkını aldı.

NLP gelişimine devam ediyor. Şu an insan değişiminde en hızlı yöntem. Her tür engellemeye rağmen de bu gelişim süreceğe benziyor.   

NLP'nin Faydaları

1. İletişim Becerilerini Geliştirmek
NLP, her davranışın bir yapısı olduğunu; bu yapıları öğrenince ya da değiştirince istediğimiz sonuçlara ulaşabileceğimizi söyler. Ayrıca duyarlılığımızın, bakış açımızın ve kişilerle olan iletişimimizin gelişmesini sağlar.

2. Daha Güçlü ve Sağlıklı İlişkiler Kurmak
NLP yöntemleri sayesinde kendimizi ve karşımızdaki insanları daha kolay tanıyacağımızdan kuracağımız ilişkilerde daha sağlıklı ve güçlü olacaktır.

3. Pozitif Bakış Açısı Kazanmak
NLP pozitif bir düşünce sistemidir. Hayata çok karamsar ve negatif bakan biri NLP teknikleri ile bakış açısını değiştirip, içinde bulunduğu durumdan çıkıp hayata pozitif bakmayı ve pozitif düşünmeyi rahatlıkla öğrenebilir. İşin en güzel yanı ise kişinin bunu çok kısa bir sürede ve sadece kendi kaynaklarını kullanarak elde edebilmesidir.

4. Kişisel ve Mesleki Hedeflere Ulaşmak
NLP ile gerçekleşmesini istediğimiz bir durumu, hayal edip kafamızda canlandırırız. Bütün duyu organlarımızla hayal ettiğimiz hedeflerimize daha kolay ve daha çabuk ulaşırız. Bunun en güzel örneklerini spor müsabakalarında görürüz, çünkü bir sporcu müsabakayı önce zihninde canlandırmadan gerçekte başarılı olamaz.

5. Liderlik Becerilerini Geliştirmek
İyi bir lider olmak için bazı özelliklere sahip olmak gerekir. Esnek olmak, iyi bir iletişimci olmak, öz güven sahibi olmak, motive edici olmak gibi... İşte NLP, tüm bunları bize kazandıran bir rehberdir. NLP'ye göre iyi bir lider olmak için, ilk önce bizi sınırlayan inançlardan kurtularak güçlendirici inanç ve tutumlara sahip olmamız gerekir. NLP hedeflediğimiz liderliğe en kısa zamanda ulaşmamıza yardımcı olur.

6. İstenmeyen ve Kısıtlayıcı Davranışları Değiştirmek
NLP teknikleri ile bir takım istenmeyen davranışlarımızı değiştirmek çok kolaydır. Değişimler, tamamen kendi içsel kaynaklarımızı referans alan temsil sistemlerimizle gerçekleştirildiğinden çok kalıcı ve çabuk olur.

7. Özgüven ve Özsaygıyı Artırmak
NLP ihtiyacımız olan özgüveni ve özsaygıyı kazanmamızda bize yardımcı olur. Bu sayede insanın istediklerini elde etmesi, kendisiyle ve çevresiyle barışık olması sağlanır. NLP ile bilinçaltındaki çatışmaları çözen kişi sınırlandırıcı inançlardan kurtulur ve kazandığı özgüven sayesinde hedeflerine kolayca ulaşır.

8. Fobilerden Kurtulmak
Birçok kişi korku ile fobiyi ayırt edemez. İkisi arasında en önemli fark, fobinin mantıksız bir korku olmasıdır. Meselâ bir kişi, iri yarı bir köpeği görünce ondan ürküyorsa bu korkudur. Ama kişi ufacık bir köpekten ürküp kaçıyorsa bu fobidir. İşte bu noktada NLP, "Fobiden Kurtulma Tekniği" ile kişiye yardımcı olur.

9. Eğitimde Öğrenmeyi Hızlandırmak ve Kolaylaştırmak
Beynimizin çalışma sistemini öğrendiğimizde, bilgileri daha kolay ve daha hızlı bir biçimde algılarız. Sonrasında hafıza ve hızlı okuma teknikleriyle bu bilgileri daha çabuk, eğlenceli ve kalıcı olarak zihnimize yerleştirebiliriz.

10. İkna ve Satış Konusunda Uzmanlaşmak
NLP’nin uyum ve ahenk sağlama konusundaki öğretileri insanlarla daha iyi ilişkiler kurmamıza ve onları kolayca ikna etmemize yardım eder. Bu becerileri kazanan biri için satış zor bir iş olmaktan çıkar, eğlenceli bir oyuna dönüşür.

 

NLP'nin Kullanım Alanları 

Eğitimde – Öğrenciler için

  • Sınavlara hazırlanırken stresten arınma
  • Hızlı ve kalıcı öğrenme
  • Anlamayı kolaylaştırma ve hızlandırma
  • Bilinçdışındaki kayıtlardan kaynaklanan öğrenme engellerini kaldırma
  • Sınav anında öğrenilmiş bilgileri hatırlama
Eğitimde – Öğretmenler için

  • 4 Öğrenme Sistemi ile konuyu öğrencilere, kolay ve anlaşılır şekilde aktarma yeteneği kazanma
  • Öğrencileri en kolay ve hızlı şekilde tanıyarak daha başarılı olmalarına katkıda bulunma
  • Bilinçaltı öğrenmeyi ve öğretmeyi kolaylaştırma
  • Öğrencileri bilinçdışı düzeyde etkileme
  • Modelleme ile daha başarılı olma

Kişisel Gelişimde

  • Motivasyon, etkili iletişim ve sağlıklı karar verme becerilerinin gelişmesi
  • Beden-zihin uyumu sağlayarak yaşam kalitesinin yükselmesi
  • Zarar veren davranışlardan kurtulma
  • Kişinin iç çatışmalardan kurtulup kendisiyle barışması
  • Gerektiğinde HAYIR demeyi öğrenme
  • Stresten uzak bir yaşam sürme
  • Alkol, sigara vb bağımlılıklardan kurtulma

İş Dünyasında

  • Etkin iletişim ve liderlik becerilerini kazanma
  • Yönetim, Satış ve Pazarlama stratejilerini öğrenme
  • Başarılı takım kurma ve takım ruhunu geliştirme
  • Karar ve Motivasyon stratejilerini öğrenme
  • Duruma uygun strateji kullanma
  • Başarılı yöneticileri modelleme
  • Sunum tekniklerini öğrenme
  • Coaching (Koçluk)

Terapide

  • Kişilik bozuklukları
  • Sosyal fobiler
  • Panik atak
  • Depresyon
  • Evlilikte sorunlar
  • Aile içinde sorunlar

   

Türkiye'de NLP Eğitimi Veren Birkaç Uzman 

Oğuz Saygın - http://www.oguzsaygin.com//

Tamer Dövücü - http://www2.nlenglish.com/

Turgay Biçer - http://www.turgaybicer.com/

Münir Arıkan - http://www.munirarikan.com/

Taşkın Köksalan - http://www.nlpat.com/

Mikrosefali


  Mikrosefali yaş ve cinsiyete bağlı olarak değişen baş ve baş çevresi boyutlarının standartlardan küçük olması olarak tanımlanır. Mikrosefali bir hastalık olarak tanımlanmasından daha çok bir klinik bulgudur. Hatta bazen normal varyasyonun bir ucunu gösterebilir. Eskiden yaş, cinsiyet ve ırk ortalamasının iki standart sapmadan küçük olan ölçümlere mikrosefali denilmekteydi, ancak sağlıklı okul çocuklarının % 1.9'unun ortalamanın iki standart sapmanın altında baş çevresi sahibi olmaları ve normal zekalı bazı ailelerde dominant ya da resesif olarak mikrosefali ve kısa boy geçişi olması bu tanımı değiştirmiştir.
Kafatasının küçük boyutu küçük beyine işaret eder. Ancak mental retardasyonun boyutunu beyin boyutu değil altta yatan yapısal patoloji belirler.
Mikrosefali iki ana gruba ayrılır;
 1. Birincil mikrosefali: Gebeliğin ilk yedi ayında olan anormal gelişimin sonucunda ortaya çıkan küçük beyini tanımlar.
2. ikincil mikrosefali: Gebeliğin son iki ayında ya da perinatal dönemde olan bir hasar sonucunda ortaya çıkan küçük beyini tanımlar.
Baş Çevresinin Normal Gelişimi: Doğumda ortalama 35 cm olan baş çevresi, ilk iki ay haftada 0.5 cm; iki ile altı ay arası ise haftada 0.25 cm büyür. ilk üç aydaki ortalama toplam kafa çevresi büyümesi 5 cm iken, bu ikinci üç ayda 4 cm ve üçüncü üç ayda 2 cm kadardır. Dokuz ay ile bir yaş arasında ise baş çevresi 1 cm kadar artacaktır.
Birincil Mikrosefali Birçok genetik ve çevresel etken sonucu oluşur.
1. Genetik
2. Karyotip Bozuklukları
a. Down Sendromu (Trizomi 21)
b. Edward Sendromu (Trizomi 18)
c. Cri-du-chat Sendromu (Sp-)
d. Cornelia de Lange Sendromu
e. Rubinstein Taybi Sendromu
f. Smith Lemli Opitz Sendromu
3. Radyasyon İyonize radyasyon ile özellikle dördüncü ve yirminci gebelik haftaları arasında karşılaşmak mikrosefalide önemli bir etkendir. Ne kadar erken karşılaşılırsa beyin o kadar küçük, nörolojik anormalliğin sonuçları da o kadar kötü olacaktır.
4. Doğumsal Enfeksiyonlar
5. Kimyasal Ajanlar
a. İlaçlar
b. Metabolik
İkincil Mikrosefali
Nedenleri
1. Menenjit ve ensefalit
2. Malnütrisyon(Beslenme yetersizliği)
3. Hipertermi(ilk 4-6 haftada olan belirgin yüksek ateş)
4. Hipoksik-iskemik ensefalopati
Tanı
Doğumdaki baş çevresinin küçük olması embriyonik ya da fetal gelişimde olmuş bir olayı göstereceğinden önemlidir. iki yaş sonrasında beyine olan bir girişim pek ağır bir mikrosefali ile sonuçlanmaz. Bunlar dışında aile öyküsü genetik etkenlerin ortaya çıkarılması açısından önemlidir. Risk etmenleriyle karşılaşma; örneğin radyasyon, enfeksiyon, ilaçlar önemlidir. Annede diabetes mellitus ya da fenilketonüri; özellikle yaşamın ilk 4-6 haftasında olan yüksek ateş, havale araştırılmalıdır.
Fizik incelemede tek bir ölçümden çok seri baş çevresi ölçümlerinin değerli olması bize izlemin önemini belirtir. Bu özellikle en az bir anormalliğin saptanmasında gereklidir. Ayrıca anne-baba ve kardeşlerin de baş çevresi ölçülmelidir. Araştırmalara göre normal sınırlar içinde olan ama boy ve kilosuna oranla daha küçük baş çevresi olan bebekler yedi yaşına geldiklerinde yapılan testlerde gelişme geriliği gözlenmemiştir.
Eğer çocukta bir kromozomal sendromdan kuşkulanılıyorsa ya da anormal yüz şekli, kısa boy ya da ek doğumsal anomaliler varsa, karyotipleme yapılmalıdır.
Açlık plazma ve idrar amino asit analizi yapılmalıdır.
Serum amonyumu belirlenmelidir. Doğumsal enfeksiyonların tanısında seroloji ve virolojiden yararlanılır.
Radyolojik incelemelerde tanının konunmasında yararlıdır.

Uzm. Dr. Özge Yılmaz, , Hacettepe Üniv. Tıp Fak. Çocuk Sağ. Enst. Sosyal Pediyatri Anabilim Dalı
Doç. Dr. Songül Yalçın, Hacettepe Üniv. Tıp Fak. Çocuk Sağ. Enst. Sosyal Pediyatri Anabilim Dalı

ZİHİNSEL ÖZÜR ( MENTAL RETARDASYON) NEDİR?

Zeka, zihinsel birçok yeteneğin uyumlu çalışması sonucu ortaya çıkan bir yetenekler bileşimidir. Bu yetenekler algılama, bellek, düşünme, öğrenme, mantık yürütme gibi yeteneklerdir ve bunların birbiriyle uyumlu ve ilişkili çalışması sonucu zihinsel fonksiyonlar yürütülmektedir.
Zihinsel özür, kişinin yaşadığı toplum içerisinde sorunlarla başa çıkma yeteneğini etkileyen, zihinsel bir kısıtlama ya da sınırlanmadır. Bir çocuk ya da yetişkine zeka geriliği tanısı konulabilmesi için ortalamanın altındaki zeka işlevi ile birlikte iletişimde, öz bakımda, evdeki yaşamda, toplumsal becerilerde, toplumsal yararlılıkta, kendini yönlendirmede, sağlığı korumada, akademik becerilerde ve çalışma alanlarında iki veya daha fazla bozukluğun bir arada olması ve bu durumun 18 yaşından önce başlaması öngörülür. Zihinsel özür, ülkemizde yaygın olarak karşılaşılan özür gruplarından birisidir. Çocuğunuzun zihinsel özürlü olmasına neden olan çeşitli etmenler vardır. Bunlar dört grupta incelenebilir:


I. Doğum öncesi
•                     Gebeliğin özellikle ilk üç ayında uzun süren yüksek ateş,
•                    Gebelik döneminde geçirilen çeşitli hastalıklar,
•                    Gebelikte doktor denetimi dışında ilaç kullanımı,
•                    Alkol, sigara ve benzeri madde kullanımı,
•                     Annenin kansızlığı,
•                     Annenin geçirdiği bazı kronik hastalıklar (hipotroidi vb. ),
•                     Yetersiz ve dengesiz beslenme,
•                     Gebelik sırasında geçirilen kazalar.
II. Doğum sırası
•                     Doğum sırasında çocuğun oksijensiz kalması (anoksi),
•                     Zor ve uzun süren doğum,
•                     Doğum sırasında beyin zedelenmesi,
•                     Erken doğum,
•                    Düşük doğum ağırlıklı bebek.
III. Doğum sonrası
•                     Yeterli miktarda anne sütü almaması,
•      Çevre kirliliğine maruz kalması,
•                     Uyaran eksikliği,
•                     Demir eksikliği,
•                    Merkezi sinir sisteminin enfeksiyon hastalıkları (menenjit gibi),
•        Metabolik hastalıklar (fenilketonüri, hipotroidi vs),
•        Geçirilen kazalar sonucu beyin zedelenmesi.
IV. Genetik nedenler
•                     Akraba evlilikleri (ailede zihinsel özürlülük nedeni olan genlerin varlığında hastalık ortaya çıkar),
•                     Kromozom hastalıkları (Down Sendromu gibi).
YUKARIDA BELİRTİLEN NEDENLERİN BAZILARI HER ZAMAN ÖZÜRE YOL AÇMAYABİLİR; ANCAK BİR ETKEN OLARAK DİKKATE ALINMASI GEREKİR.  

Zihinsel Özür Nasıl Teşhis Edilir?

A)     Tıbbi açıdan değerlendirmeler yapılır.
B)     Eğitimsel açıdan değerlendirmeler yapılır.


•              çocuğun, zeka puanı (IQ) tespit edilir.
•              çocuğun gelişim değerlendirmesi (motor, dil, bilişsel, sosyal-duygusal gelişim ve özbakım alanlarında) yapılır.
Zihinsel özürlü bir çocuğun kesin tanısı ve özür durumunun değerlendirilmesi birçok bilim dalının (multidisipliner) incelemesiyle yapılmalıdır.
Zihinsel gelişme geriliği çocuğun yaşıtlarına göre algılama, problem çözme, bellek, soyut düşünme yeteneği, neden sonuç bağlantısı kurabilme, gerçeği değerlendirme, yargılama, anlama ve anlatabilme, öğrenme gibi yetilerinde eksiklik, yetmezlik ya da bozukluk olması ile belirlenir.


Zihinsel özürlülüğün birçok belirtisi vardır. Örneğin zihinsel özürlü çocuklar;

   Oturmayı, emeklemeyi ve yürümeyi diğer çocuklardan daha geç öğrenebilirler.
   Konuşulan dili anlamada güçlük yaşayabilirler.
   Konuşmayı daha geç öğrenebilirler. Sınırlı sözcük dağarcıkları ile dikkati çekerler.
   Sesleri doğru olarak çıkarabilme (artikülasyon) ile ses bozuklukları ve kekemelik görülme sıklığı normal gelişim gösteren çocuklara göre daha fazladır.
   Hatırlamada zorlanabilirler.
   Anlamada güçlükleri olabilir.
   Sosyal kuralları anlamada güçlük çekebilirler.
   Problem çözmede zorlanabilirler.
   Mantıklı düşünmede zorlanabilirler.
   Dikkat süreleri kısa olabilir.
   Okuma-yazma, matematik gibi akademik becerilerde güçlükler görülebilir.
   Kendi başlarına karar verme ve uygulamada zorlanırlar.
   Yetişkin tarafından yönlendirilmeye gereksinim duyarlar.
YETERLİ DESTEK VERİLDİĞİNDE, HER ZİHİNSEL ÖZÜRLÜ ÇOCUKÖĞRENEBİLİR, GELİŞEBİLİR VE BÜYÜYEBİLİR.
 
 
 
Zihinsel özürlü çocuklar toplumdaki diğer çocuklardan farklıdır. Bu farklılığın zihinsel bir özür olduğunu söylemek için, çeşitli testler kullanılır. Bu testler ile bireyin/çocuğun düşünme, öğrenme ve sorun çözme ile ilgili yetenekleri ölçülür.

Zeka Özrünün Sınıflandırılması

A- Hafif düzeyde zihinsel gelişme geriliği       : IQ düzeyi 50-55 ile yaklaşık 70 arası.
B- Orta düzeyde zihinsel gelişme geriliği       : IQ düzeyi 35-40 ile yaklaşık 50-55 arası.
C- Ağır düzeyde zihinsel gelişme geriliği       : IQ düzeyi 20-25 ile yaklaşık 35-40 arası.
YUKARIDA VERİLENSINIFLANDIRMALAR TEK BAŞINA ÇOCUKLARIN DEĞERLENDİRİLMESİNDE YETERLİ DEĞİLDİR.
D- İleri derecede ağır zihinsel gelişme geriliği : IQ düzeyi 20-25’in altında.
 
 
 
A. Hafif düzeyde zihinsel gelişme geriliği:
Hafif düzeyde zihinsel özürlü olan bireyler, “eğitilebilir” olarak nitelendirilen grubu işaret eder. Hafif düzeyde zihinsel özürlü olan çocuklar, toplumsal ve konuşma yeteneklerini okul öncesi yıllarda 0-5 yaş arasında kazanırlar. Duyusal ve motor alanlardaki bozuklukları çok azdır ve çoğunlukla daha ileri yaşlara kadar zihinsel özürlü olmayan çocuklardan ayırt edilemezler. Bu çocuklar, on yaşın sonuna doğru, altıncı sınıf düzeyinde okul becerileri kazanabilirler. Erişkin yaşlarda, ancak kendi başına yaşayabilmeye yeten toplumsal ve mesleki yetenekler kazanırlar. Ancak, alışılmışın dışında toplumsal ve ekonomik sıkıntılarla karşı karşıya kaldıklarında rehberliğe gereksinim duyarlar. Hafif düzeyde zihinsel özürlü olan bireyler, uygun destekle çoğunlukla kendi başlarına ya da bir yetişkinin denetimiyle toplum içinde bağımsız olarak yaşamlarını sürdürebilirler. Hafif düzeyde zihinsel özürde hareket, bedeni kullanmaya ilişkin (motor) problemler az görülür ya da yoktur. İletişim, öz bakım, ev yaşamı, sosyal etkileşim, toplum içinde yaşayabilme, kendini yönlendirme, sağlık ve emniyeti gözetebilme, akademik/okula ilişkin beceriler, boş vakitlerini değerlendirme, iş becerileri gibi özellikler yaşıtlarına çok yakın değerlerde gözlenir.

 B. Orta düzeyde zihinsel gelişme geriliği

Orta düzeyde özürlü olan bireyler, “öğretilebilir” olarak sınıflandırılan gruba eşdeğerdir. Orta düzeyde zihinsel özürlü olan çocuklar, konuşma becerilerinin çoğunu erken çocukluk yıllarında kazanırlar. Mesleki eğitimden faydalanır ve belirli bir denetimle kişisel bakımlarını yapabilirler. Aynı zamanda toplumsal ve uğraşı alanlarındaki eğitimden de yararlanırlar. Ancak akademik olarak ilkokul ikinci sınıf düzeyinden ileri gitmekte zorlanırlar. Ergenlik döneminde, toplumsal kuralları öğrenmedeki zorlukları, yaşıtları ile ilişkilerini bozabilir. Erişkinlikte, çoğunluğu beceri istemeyen işlerde ya da uygun destekle yarı beceri isteyen işlerde çalışabilirler. Yeterli destek ile toplumsal hayata uyum sağlarlar.

C. Ağır düzeyde zihinsel gelişme geriliği
Ağır düzeyde zihinsel özürlü olan bireyler, erken çocukluk yıllarında konuşma becerilerini ya çok az kazanırlar ya da hiç kazanamazlar. Okul dönemi boyunca konuşmayı öğrenebilirler ve ancak temel (özbakım) ihtiyaçlar konusunda eğitilebilirler. Sadece okul öncesi eğitim düzeyinde (gerekli işaret ve harfleri tanıma gibi) bir eğitim alabilirler. Erişkinliklerinde yakın bir denetimle basit işleri yapabilirler. Zihinsel özre eşlik eden başka bir sorun nedeni ile özel bir bakıma gereksinimleri yoksa, aile içinde ya da küçük gruplardan oluşturulmuş grup evlerinde toplum hayatına uyum sağlayabilirler

D. İleri derecede ağır zihinsel gelişme geriliği
Çoğunda zihinsel özre neden olan özel bir nörolojik sorun vardır. Erken çocukluk yıllarında duyu-motor işlevlerinde önemli eksiklikler vardır. Devamlı yardıma ve bakıma ihtiyaç duyarlar. Eğer uygun bir şekilde eğitilebilirlerse motor gelişmeleri, kendine bakım ve konuşma becerileri geliştirilebilir. Çok yakın denetim ve koruma altında basit işleri yapabilirler.
Zihinsel özürlü çocuklarda tıbbi tanı konulduktan sonra eğitimsel açıdan gelişimsel değerlendirmenin yapılarak erken eğitim programına katılımının sağlanması ve rehabilitasyon sürecine başlanması önemlidir.
 


CEREBRAL PALSY (SEREBRAL PALSİ)

 umut4hh

 

Cerebral Palsy vücut hareketlerini ve kasların uyumlu kullanımını etkileyen bir grup bozukluğa verilen addır. Cerebral Palsy ilerleyici değildir. Beyin gelişimi gebeliğin erken dönemlerinden itibaren başlar ve çocukluk çağında devam eder. İlk 2-3 yılda beyne zarar veren herhangi bir olay Cerebral Palsyye neden olur.
Bu hasar beyinden vücuda ve vücuttan beyne gelen uyarıları bozar. Cerebral Palsy her çocukta değişik ağırlıkta ve tiptedir. Beynin hasar gören bölümüne göre spastik çocuklarda şu bulgular olabilir:
- Kaslarda sertlik veya kasılmalar
- İstemsiz hareketler
- Yürüme ve koşma gibi kaba motor hareketlerde zorluk
- Yazı yazma veya düğme ilikleme gibi ince motor hareketlerde zorluk
- Algılama zorluğu
Bu sorunlar beslenme, solunum, idrar-dışkı kontrolünde problemler, havale geçirme, öğrenme güçlükleri, gelişme geriliği gibi ek sorunlara da neden olabilir. Spastik olan kol veya bacak ağrıyı, acıyı hisseder. Spastik çocukların hareketlerindeki bozukluğun derecesi zeka düzeyini göstermez.
Cerebral Palsy ilerleyici bir hastalık olmadığından spastik çocukların yaşam süresi normaldir. Spastik çocukların bir kısmı zamanla daha iyi duruma gelirken bir kısmı da gelişebilecek ek sorunlar nedeni ile daha kötüye gidiyor gibi görünebilir. Bu durumu engellemek ve yaşam kalitelerini artırmak için mümkün olan en erken yaşta tedaviye başlamak gerekir.
Cerebral Palsy bulaşıcı değildir, kalıtsal değildir, hayatı tehdit eden bir durum değildir.
Eğer bir bebek 3 aylıkken başını tutamaz , 6 aylıkken oturamaz ,8 aylıkken kendi etrafında dönemez,18 aylıkken yürüyemez ise mutlaka bir Pediatrik Nörolog tarafından bu konuda değerlendirilmelidir.

Down Sendromu

 

250720050068vw

Zeka ve gelişme geriliğine neden olan bir kromozom anomalisidir. Trizomi 21 veya mongolizm de denilmektedir.
   Down sendromu, normalde her insanda 23 çift olan kromozomlardan 21. kromozomun 3 adet olmasıdır. Yaklaşık olarak 1000 canlı doğumda 1-2 oranında görülür.

   Normal insan kromozom yapısı Down sendromu kromozom yapısı
   Down sendromlu çocukların klasik mongoloid bir görüntüsü vardır.
Baş normalden küçüktür. Yüz görüntüsü karakteristiktir. Yüz profilden düzleşmiştir, dil büyüktür ve dışardadır. Ortalama zeka geridir (IQ 25-50). Erişkin yaşa ulaştıklarında zeka yaşı olarak 8 yaşındaki bir çocuğun kapasitesine ancak erişebilir. Genel olarak erişkin dönemde başkalarına bağımlı olarak yaşayabilirler. Özel eğitime ihtiyaç duyarlar.
   Down sendromu gebelikte tanınabilir. Ultrasonografi ile veya üçlü (veya ikili ) test ile Down sendromundan şüphelenilen gebeliklerde kesin tanıyı koymak için amniyosentez veya diğer prenatal genetik tanı yöntemleri uygulanarak bebeğin kromozom tetkiki yapılır. Down sendromu saptanmışsa aileye ayrıntılı genetik danışmanlık verilerek gebeliğin sonlandırılması önerilir.
   Genel olarak anne yaşı arttıkça Down sendromlu bebek doğurma riski artar.
30 yaşında 1/855
35 yaşında 1/365
40 yaşında 1/109
45 yaşında 1/32
49 yaşında 1/12 oranında görülür.
   Doğuştan kalp anomalileri bu çocuklarda sıklıkla görülür. Erken yaşta ölüm çoğunlukla kalp anomalileri nedeni iledir. Mide-barsak sistemine ait anomalilerden özofagus atrezisi, duodenal atrezi, Down sendromunda sıkça görülür. Bu anomaliler nedeni ile yaşamın ilk günlerinde cerrahi girişime ihtiyaç duyabilirler. Bütün bu anomalilere ilave olarak ilerleyen yaşlarda lösemi sıklığı normale göre artmıştır.
   Down sendromlu çocukların ihtiyaç duyduğu özel eğitim, tıbbi ve sosyal destek halen yeterli düzeyde karşılanamamaktadır. Bu nedenle Down sendromu, mümkün olduğunca erken dönemde saptanıp ailenin karşılaşacağı sorunları ve sorumlulukları önceden bilmesi sağlanmaya çalışılmaktadır

Zeka ve Zeka Çeşitleri

ZEKA NEDİR? (zeka çeşitleri)
Kavramlar ve algılar yardımıyla soyut ya da somut nesneler arasındaki ilişkiyi kavrayabilme, soyut düşünme, muhakeme etme ve bu zihinsel işlevleri uyumlu şekilde bir amaca yönelik olarak kullanabilme yetenekleri zeka olarak adlandırılmaktadır.
Zekanın farklı tanımlarının olmasına karşılık zekaya ilişkin kuramların tümü zekanın geliştirilebilecek bir kapasite ya da potansiyel olduğu ve biyolojik temellerinin bulunduğu noktalarında birleşir. Buna göre zeka, bireyin doğuştan sahip olduğu, kalıtımla kuşaktan kuşağa geçen ve merkez sinir sisteminin işlevlerini kapsayan; deneyim, öğrenme ve çevreden kaynaklanan etkenlerle biçimlenen bir bileşimdir
.Zeka bir çok zihinsel yeteneğin değişik durum ve koşullarda kullanılmasını içerir. Bu yetenekler arasında başlıcaları
Sözel Anlayış: sözcükleri tanıma ve anlama,
Sözel Akıcılık: sözel ve yazılı olarak sözcük ve ifadeleri çabucak bulabilme,
Sayısal Yetenek: aritmetiksel işlemleri çabuk ve doğru olarak yapabilme,
Alansal ve Uzay ilişkileri: iki ve üç boyutlu görsel algılamayı yapabilme,
Bellek: işitsel ve görsel olarak belleme gücü,
Algısal Hız: karmaşık bir nesnenin ayrıntılarını görebilme, zemin şekil ilişkisini ayırt edebilme, benzerlik ve farklılıkları doğru olarak algılayabilme,
Mantıklı düşünme: muhakeme yürütebilme,
olarak sayılabilir.

Bir kişinin zeka seviyesi diğer koşullar eşit tutulduğunda ne kadar zor işler başardığı, veya aynı güçlükteki işlerden ne kadar çoğunu başarabildiği, veya ne kadar kısa sürede doğru sonuca ulaşabildiği ile belli olur.

ZEKA ALANLARI...

GÖRSEL ve MEKANSAL ZEKA
 

   Resimler, imgeler, şekiller ve çizgilerle düşünme, üç boyutlu nesneleri algılama ve muhakeme etme becerisidir.
•   Bir objenin farklı açılardan perspektifini anlayabilir, onu zihninde canlandırabilir. Öğrendiği bilgileri somut ve görsel sunuşlara dönüştürür. Resimler ve şekillerle düşünür. Hayalinde gördüğü resimleri anlatabilir.
•   Harita, tablo ve diyagramları anlayabilir. Çok hayal kurar. Kolaylıkla yön bulma becerisine sahiptir. Dinlediklerinden zihinsel objeler hayaller, resimler üretir. Öğrendiği bilgileri hatırlamada bu zihinsel resimleri kullanır.
•   Sanat ve proje aktivitelerini, görsel sunuşları sever. Okurken kelimelerden çok resimlerden anlar. Tasarım, çizim ve görsellikten zevk alır. Üç boyutlu ürünler hazırlamaktan hoşlanır. Origami ve maketler hazırlar.
•   Öğrenmede daha çok sanat, video, filmler, bulmacalar ve haritalardan yararlanır.
•   İmgeleri düzenleyerek, zihinsel resimler oluşturarak, çizerek, desen oluşturarak, hayal ederek öğrenir.
•   Ressam, Artist, Fotoğrafçı, Mühendis, Kameraman, Mimar, Heykeltıraş, Tasarımcı, Dekoratörlük, İzci, Rehber gibi meslek alanlarında başarıyla çalışabilirler.


   SÖZEL-DİLSEL ZEKA


•   Kelimelerle düşünme ve ifade etme, dildeki kompleks anlamları değerlendirme, kelimelerdeki anlamları ve düzeni kavrayabilme, şiir okuma, mizah, hikaye anlatma, gramer bilgisi, mecazi anlatım, benzetme, soyut ve simgesel düşünme, kavram oluşturma ve yazma gibi karmaşık olayları içeren dili üretme ve etkili kullanma becerisidir.
•   Cümleleri dinler, yorumlar, farklı bir tarzda ifade eder ve söylediklerini hatırlar. Okuduklarını anlar, özetler ve kolaylıkla hatırlar. Farklı zamanlarda, farklı amaçlar için, farklı gruplara etkili bir biçimde hitap edebilir.
•   Her hikayeyi, masalı, fıkrayı anlatır. İyi bir hafızası ve kelime hazinesi vardır. Sözel olarak iyi iletişim kurar. Diğer insanların seslerini, dil üslubunu, okumasını ve yazmasını taklit edebilir. Dinleyicileri, konuşmaları ile etkiler. Farklı dilleri öğrenme becerisine sahiptir. Etkili dinleme becerilerine sahiptir.
•   Kelime oyunlarını sever. Hikaye, şiir yazma gibi etkinliklerden zevk alır.
•   Öğrenmede daha çok kitaplar, teypler, yazma materyalleri, görüşme ve tartışmalar, konuşma ve dinleme materyallerine ihtiyaç duyar.
•   Kelimelerle oynayarak, yazarak, okuyarak, konuşarak, mizahı kullanarak, ikna ederek öğrenir.
•   Edebiyat, Yazarlık, Şair, Arşivcilik, hatip, Dil Bilim, Hukuk, Siyaset gibi alanlarda başarıyla çalışırlar

BEDENSEL-KİNESTETİK ZEKA

•   Hareketlerle, jest ve mimiklerle kendini ifade etme, beyin ve vücut koordinasyonunu etkili bir biçimde kullanabilme becerisidir
•   Çevresini, nesneleri, eşyaları dokunarak ve hareket ederek inceler. Öğrendiklerine dokunmayı ve onları kullanmayı tercih ederler. Fiziksel beceri isteyen alanlarda (dans, spor...) yenilikler keşfeder ve farklılıklar ortaya çıkarırlar.
•   Bir veya birden çok sporla uğraşır. Uzun süre hareketsiz oturamaz. Nesneleri parçalayıp bütünlemeyi sever. Söylenenden daha çok yapılanı hatırlarlar. Bulundukları çevreye ve onu kapsayan sistemlere karşı duyarlıdırlar ve sorumlu davranırlar.
•   Hareket ederek öğrenir Sağlıklı yaşam konusunda vücutlarına özen gösterirler. Fiziksel işlerde, görevlerde denge, zarafet, maharet ve dakiklik gösterirler. Rol yapma, atletizm, dans, dikiş-nakış gibi alanlarda yetenekleri vardır. Aktif katılımla daha iyi öğrenirler
•   Dinleme, konuşma, dans, koşma, dokunma ve hareket etmeyi sever. Öğrenmede role-play, drama, tiyatro ve hareket etmeye ihtiyaç duyar.
•   Zihinle bedeni birleştirerek, mimiklerle, vücudu geliştirerek, dokunarak, dans ederek, üç boyutlu tasarımlar oluşturarak öğrenme. Gezi-inceleme-model/maket yapma gibi fiziksel aktivitelere katılımdan zevk alırlar
•   Spor, Dans, Heykeltraş, Teknik direktör, Koreografi, Oyunculuk, Cerrahlık, Pandomimcilik, Sanatçılık gibi alanlarda başarıyla çalışabilirler.
   



DOĞACI-VAROLUŞÇU ZEKA
 
 
 
•   Doğadaki tüm canlıları tanıma, araştırma ve canlıların yaratılışları üzerine düşünme becerisidir.
•   İnsanın varoluşunun nedenlerini ve kendi varoluşunu düşünür.
•   Farklı canlı türlerinin isimlerine karşı dikkatlidirler, çiçek türleri hayvan türleri onlar için çok çekicidir. Kendilerine özgü etkinlikler düzenlerler. Doğadaki bitki türlerine karşı duyarlıdırlar.
•   Araştırmalar yapmayı sever. Doğadaki canlıları incelemekten hoşlanır. Doğadaki hemen her canlının yaşamına ilgi duyarlar. Doğanın insanlar üzerindeki ya da insanın doğa üzerindeki etkisi ile ilgilenirler.
•   Seyahat etmeyi, belgeseller izlemeyi severken, doğa ve gezi dergilerini incelemekten hoşlanırlar.
•   Doğayı ve doğada olup bitenleri gözlemleyebilme yeteneği kazanarak, kendisinin de bu dünyanın bir parçası olduğunun farkına vararak öğrenir.
•   Zooloji, Botanik, Organik Kimya, Biyoloji, Jeoloji, Meteoroloji, Arkeoloji, Çiçekçilik, Tıp, Fotoğrafçılık, Dağcılık, İzcilik vb. alanlarda başarıyla çalışabilirler

KİŞİLER ARASI-SOSYAL ZEKA
 

•   Grup içerisinde işbirlikçi çalışma, sözel ve sözsüz iletişim kurma, insanların duygu, düşünce ve davranışlarını anlama, paylaşma, ifade edebilme, yorumlama ve insanları ikna edebilme becerisidir.
•   Diğer insanların duygularına karşı duyarlıdırlar. Diğer insanları konuşmaları ile etkilerler. Farklı kültürler, farklı yaşam tarzları konusunda çok meraklıdırlar. Çok küçük yaşlarda bile toplumsal ve politik sorunlarla ilgilenebilirler.
•   Arkadaşları ile birlikte olmaktan hoşlanır. İkna becerisine sahiptir. Kulüp dernek ve komitelerde zevkle çalışır. Çok arkadaşı vardır. Dinlemeyi ve konuşmayı sever. Güçlü bir espri yeteneğine sahiptirler. Davranışlarının sonuçlarını değerlendirebilirler. Hoşgörülüdürler. Sözel ve bedensel dili etkili bir biçimde kullanırlar. Farklı ortamlara, farklı insan topluluklarına girdiklerinde kolaylıkla uyum sağlayabilirler. Liderlik vasıflarını taşırlar.
•   Yönetme ve organize etmeden zevk alır. Yaşıtlar ile ya da farklı yaş grupları ile olmaktan zevk alırlar. Grup ve takım çalışmalarından, çok özel ve mükemmel ürünler ortaya çıkararak; gruplar halinde çalışmaktan zevk alırlar.
•   Öğrenmede arkadaşlar, grup oyunları ve sunuş yapmaya ihtiyaç duyar.
•   Sinerji oluşturarak, sempati kurarak, işbirliği yaparak, kaynaşarak, iletişim kurarak öğrenir.
•   Öğretmenlik, Yönetim, İşletme, Danışmanlık, Psikologluk, Rehberlik uzmanı ve Politika gibi alanlarda başarıyla çalışabilirler.

 KİŞİSEL-İÇSEL ZEKA

 
•   İnsanın kendi duygularını, duygusal tepki derecesini, düşünme sürecini tanıma, kendini değerlendirebilme ve kendisiyle ilgili hedefler oluşturabilme becerisidir.
•   Yaşadıkları her olay veya deneyim üzerinde çok fazla düşünürler. Kendi içlerinde bir değer ve anlayış sistemi oluştururlar. Her şeyde kendilerinden bir şey ararlar. Yaşam felsefelerini oluşturmaya yönelik bir arayış içindedirler.
•   Özgürlüğüne düşkündür. Bireysel çalışmalardan zevk alır. Kendisi hakkında düşünmeyi sever. Kendi ilgi ve becerilerinin farkındadır. Kendini sever ve kendisiyle gurur duyar.
•   Yalnız kalmaktan hoşlanır. Kendi iç dünyasını düşünür. Hedefler oluşturma ve hayallerden zevk alır. Yaşamlarında motivasyon kaynakları, hedefleridir.
•   Öğrenirken kişisel çalışmalar, kendini değerlendirme ve kişisel farkındalığa ihtiyaç duyar.
•   Yoğunlaşarak, duygu ve düşüncelerinin farkına vararak, ruhsal gerçekliklerin farkına vararak, düşünmeyi düşünerek, benliğini geliştirerek, özgün bireysel etkinlikler yaparak öğrenir.
•   Yazar, Psikoterapist, Sosyal hizmet uzmanı, Dini lider, sanatçı, İş adamı, Ressam, heykeltıraş vb. alanlarda başarıyla çalışabilirler.
   

    MANTIKSAL-MATEMATİKSEL ZEKA  
 

•   Sayılarla düşünme, hesaplama, sonuç çıkarma, mantıksal ilişkiler kurma, hipotezler üretme, problem çözme, eleştirel düşünme, sayılar, geometrik şekiller gibi soyut sembollerle tanışma, bilginin parçaları arasındaki ilişkiler kurma becerisidir.
•   Öğrenmede daha çok keşifler, düşünme, tümevarım ve problem çözmeden yararlanır. Neden-sonuç ilişkilerini çok iyi kurar. Somut cisimleri soyut sembolik ifadelere dönüştürebilir. Mantıksal problem çözümlerinde başarılıdır. Hipotezler kurar ve sınar.
•   Nesnelerin nasıl çalıştığına dair sorular sorar. Hızlı bir şekilde zihinsel matematik yapar.
•   Zeka oyunlarında başarılıdır. Deney yapma, sınama, sorgulama ve araştırmalardan zevk alır. Matematik aktivitelerini, strateji oyunlarını, mantık bulmacalarını sever.
•   Grafikler ya da şekiller halinde verilen (görsel) bilgileri yorumlar. Bilgisayar programları hazırlar. Grafik, şema, şekillerle çalışmaktan hoşlanır.
•   Akıl yürüterek, soyut modelleri tasarlayarak, sayılarla düşünerek, ilişkileri ve bağlantıları kurgulatarak öğrenir.
•   Muhasebeci-satın alma, matematik ve mühendislik bilimleri, Bilim adamı, İstatistik, bilgisayar, ekonomi ve fen bilimleri alanlarında başarıyla çalışabilirler.

MÜZİKSEL-RİTMİK ZEKA


   Sesler, notalar, ritimlerle düşünme, faklı sesleri tanıma ve yeni sesler, ritimler üretme becerisidir.
•   İnsan sesi çevreden gelen sesler gibi çok farklı seslere karşı duyarlıdır, dinler ve tepkide bulunur. Müziği yaşamında kullanmak için fırsatlar oluşturur. Seslerle nota ve ritimlere karşı özel bir ilgiye sahiptir.
•   Ritmik ve tonal kavramları tanıma ve kullanma kapasitelerini içerir. Notasını görmediği müziği tanır. Melodileri tanır. Enstrüman çalar, koroda söyler. Çalışırken tempo, ritim tutar. Müziği hareketlerle birleştirerek farklı figürler ortaya çıkarabilir. Orijinal müzik kompozisyonları oluşturabilir.
•   Şarkıları kolaylıkla öğrenir. Şarkı söyleme, mırıldanma ve dinlemeyi sever.
•   Öğrenmede müzik, teyp-recorder, kasetler ve ritimlere ihtiyaç duyar.
•   Melodi ve ritim yaratarak, empati kurarak, seslere duyarlı olarak, enstrüman kullanarak, müziğin yapısını kavrayarak öğrenir.
•   Şarkıcı, Besteci, Müzisyen, Orkestra şefi, Müzik eleştirmeni gibi alanlarda başarıyla çalışabilirler.

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB)

Dikkat Eksikliği
Dikkatini ayrıntılara verememe , okul ödevlerinde , derslerde ve diğer etkinliklerde dikkatsizce hatalar yapma , dikkatin dağılması , verilen işin-görevin tamamlanamaması, oyuncak ve eşyaların kaybedilmesi , dikkatin dış uyaranlarla çok kolay dağılması , unutkanlık, kendisiyle konuşulduğunda dinlemiyormuş gibi hissedilmesi belirtilerini içerir.
Hiperaktivite (Aşırı Hareketlilik)
Ellerin-ayakların kıpır-kıpır olması , sürekli hareketlilik (koşma , tırmanma), sakin zaman geçirme-oyun oynama zorluğunun olması , çok konuşma belirtilerini içermektedir.
İmpulsivite (Dürtüsellik)
Sırasını bekleme güçlüğü, başkalarının sözünü kesme, oyunun arasına girme, sorulan soru tamamlanmadan cevabını verme belirtilerini içerir. Bu semptomların 7 yaşından önce de bulunması, en az iki ortamda (okulda- evde) bu belirtilerin olması, kişinin veya çocuğun günlük yaşantısını bozacak derecede olması gerekmektedir.
Davranım bozukluğu, karşı gelme bozukluğu, öğrenme güçlüğü, depresyon gibi psikiyatrik rahatsızlıklar ADHD’ye eşlik edebilmektedir. Görülme sıklığı cinsiyete göre farklılık göstermektedir. Erkeklerde kızlara oranla 3 kat daha yüksek oranda rastlandığı görülmektedir.
İstatistiklere göre; erkeklerde, hiperaktivite- dürtüsellik- dikkat eksikliği gösteren birleşik tip, kızlarda ise dikkat eksikliğinin ön planda olduğu tip daha yoğun görülmektedir.

Dikkat Eksikliği Ölçütleri
1. Belirli bir işe dikkat vermede zorlanma
2. Dikkatin kolayca dağılması
3. Dikkatsizlikten kaynaklanan ufak hatalar yapma
4. Başlanan işin yarım bırakılması
5. Kendisiyle konuşulurken dinlemiyormuş gibi görünme
6. Görev ve etkinlik düzenlemede zorlanma
7. Ev ödevi, sınav gibi düşünsel çaba gerektiren işleri yapmaktan kaçınma
8. Eşya kaybetme
9. Günlük etkinliklerde unutkanlık

Hiperaktivite ölçütleri
1. Oturduğu yerde kıpırdanma, ellerin ayakların oynatılması
2. Belli bir süre bir yerde oturamama
3. Sağa sola koşturma, tırmanma
4. Sakin bir biçimde oyun oynayamama ya da başka bir işle uğraşamama
5. Sürekli olarak hareket etme
6. Çok konuşma

Dürtüsellik Ölçütleri
1. Sorulan soru tamamlanmadan yanıt verme
2. Sırasını beklemekte güçlük çekme
3. Başkalarının sözünü kesme ya da oyunda araya girme

Tedavi
Tıbbi tedavi, psikostimülan ilaçların kullanımı, anne-baba eğitimi, öğretmen eğitimi desteği, özel eğitim çalışmaları, davranış terapisi birlikte yürütülmektedir.
Ek tedavilerden özel eğitim çalışmaları içerisinde Rehacom (dikkat ve zihin geliştirme programları) ve neuro-biofeedback uygulanmaktadır

OTIZM NEDİR?

Gelişimsel bir bozukluktur. Normal her çocuk bebekliğinin ilk üç ayında içe dönüktür, dış dünya ile ilişkisi hemem hemen yoktur; görmüyor, işitmiyor gibidir. Bu nedenle normal her çocuk için bebekliğin ilk üç dört ayı otism evresidir denilebilir. Sonra aylar geçip bebek büyüdükçe farklılaşır , dış dünyanın yavaş yavaş farkına varır, çevresindeki insanlar kendini severse ve ilgi gösterirse sevinir, elleriyle, bedeniyle, yüzüyle sevinç işaretleri gösterir, sesler çıkarır, aksine ihtiyaçları ve istekleri yerine getirilmez ise kızar, tepki gösterir, ağlar vs. Yani ne kadar sessiz, uslu olursa olsun , normal her çocuk ilk üç-dört aydan sonra dış dünya ile iletişim içindedir.

Oysa otistik çocuk büyüdüğü ve zekası geliştiği halde, bu üç aydaki normal bebekte görülen içe dönüklüğü ve dış dünyanın gerçeklerinden kopuk yaşantısını sürdürüyor gibidir; görmüyor- işitmiyor gibidir. Kalabalık bir odaya girse kimse yokmuş gibi davranır, elinde bir oyuncak varsa onunla hep aynı tekrarları yapa yapa oynar, kimseyle ilgilenmez, dalgın görünür, insanlara sokulmaz, sevmekten ve sevilmekten hoşlanmaz. Kucağa alındığında diğer normal çocuklar gibi kendini gevşetmez, tahta gibi oturur ve hemen kucaktan sıyrılıp inmek ister. Başkalarının sözünü papağan gibi tekrarlar, kendiliğinden konuşmaya başlaması ya hiç yoktur, ya da tek tük sözleri ancak zorda kalınca kullanır . Bu durumda da ‘ben - sen’ gibi şahıs zamirlerini de karıştırır, örneğin ‘su istiyorum’ demez, ‘su istiyor’ der.

Otistik çocuğun ilgisi insana değildir, eşyayla ilgilidir, eşyayı- oyuncağı sık sık ağzına götürür veya koklar, bir oyuncakla saatlerce bir köşede oynayabilir, bu oynama aynı hareketleri devamlı tekrarlamak şeklindedir, oyununa karışılırsa öfkelenir.

Otistik çocuk genellikle kendi kurallarına ve alışkanlıklara bağlıdır, çevresinde hiç bir yenilikten hoşlanmaz, odasındaki bir eşyanın yerinin değiştirilmesini istemez, öfkesini elindekileri fırlatarak, başını duvarlara vurarak veye saçlarını yolup kolunu ısırarak gösterir. Bazı çocuklarda yerinde sürekli sallanma veya topaç gibi dönme gibi garip hareketler gözlenebilir.

Her otistik çocukta bütün bu belirtilerin hepsi birden bulunmayabilir. Ama en belirgin özellik çocuğun dış dünyanın gerçeklerinden uzaklaşıp kendine özgü gerçekler dünyası yaratmasıdır. Canlı varlıklara karşı kayıtsızlığı belirgindir. İnsanla göz göze gelmemesi, boşluğa bakar gibi bakması, kendine dokunulmasını istememesi ve kendisinin bir insana dokunması gerektiğinde tıpkı bir masaya dokunuyormuş gibi mekanik- duygusuz hali önemli bulgulardır Önce bu çocukların çok uslu ve sessiz oldukları düşünülür. Ama konuşma yaşında diğer çocuklar gibi konuşmaması dikkat çeker.

* Otism ve zeka geriliği arasındaki fark nedir?
Çok büyük fark vardır. Zeka gerisi olan çocuk her alanda geridir. Örneğin konuşması, düşünmesi, olayları anlaması, değerlendirmesi, içinde bulunduğu çevreye uyum sağlaması çok veya az olmak üzere geridir. Zeka gerisi olan çocuk etrafı ile ilgilidir, sevilmekten hoşlanır, sevincini sesler çıkararak, ellerini çırparak vs gösterir. Zeka gerisi bir çocuk karşısında insanlar genellikle acıma duygusu hissederler; ona yardım etmek, onu sevmek gelir insanın içinden. Otistik çocuk ise öylesine ilgisiz, tepkisiz ve iticidir ki yabancılarda önce bir kızgınlık duygusu yaratır. Sanki sizi beğenmiyormuş, size önem vermiyormuş da onun için yüzünüze bakmıyormuş gibi bir duygu hissedebilirsiniz.

Otistik çocuk zeka gerisi çocuk gibi her alanda geri değildir, sadece bazı alanlarda geridir, bu nedenle değişik yeteneklerinde tutarsızlık gözlenir. Öğrenmeye, konuşmaya karşı direnç gösterir, söyleneni anladığı halde resim çiz deyip eline kağıt kalem verseniz ilgilenmediği için çizmez. Tedavi olmamış ve iyileşmemiş çocuk ilerde otistik yetişkin olduğu zaman genellikle şaşırtıcı bir ezberleme yeteneği dikkati çeker. Sinema filmleri arasında Yağmur Adam filminde, Dustin Hoffman’ın canlandırdığı otistik adamın telefon rehberinindeki numaraları ezberlemesi gibi. Hafıza genellikle çok kuvvetlidir, hiç bir sözü unutmaz.

* Tanı nasıl konur? İlk yaşlarda çocuğun sağır, dilsiz yada zeka gerisi olduğu düşünülür. Belirtiler genellikle ilk yıl sonunda ortaya çıkar. Ancak dikkatli bir gözlemle doğumdan itibaren sevip okşamalara hiç aldırmaması, sağır olmadığının belli olmasına rağmen seslenmelere cevap vermemesi dikkati çeker. Tanı koyulması pek zor değildir.

* Toplumda yaygın bir hastalık mıdır? Erken bebeklik otizmine % 0.2-0.4 oranında rastlanır. Erkek çocuklarda kızlardan 3-4 kat daha sıktır.

* Otismin nedenleri nelerdir? Nedeni kesin olarak açıklanmamıştır. Tek bir nedene bağlı olmadığı, genetik ve biyolojik nedenler yanısıra psikolojik etkenlerin ortaya çıkardığı, gelişimsel bir bozukluk olduğu düşünülmektedir.

* Tedavi edilebilir mi? Son yıllarda tedavi konusunda büyük aşamalar yapılmıştır. Otistik çocuk bu konuda deneyimli özel eğitim veren kurumlardan yarar sağlar.

* Annelerimize önerileriniz nelerdir? Öncelikli olarak yapılması gereken bir psikiyatrist tarafından tanının konmasıdır. Bundan sonraki aşamada ise özel eğitim veren kurumlardan bu konudaki gerekli öneriler alınmalıdır.
         
Psikiyatri Uzmanı Prof.Dr.Aysel Ekşi……………….(Alıntı...)
home page
free hit counter