Kişilik: Bireyin belli uyaranlara karşı geliştirdiği düzenli ve sürekli davranış örüntüleridir. Bireyi başkalarından ayıran, doğuştan getirilen ve sonradan kazanılan özellikler bütünüdür. Kişilik insan davranışlarının tüm yönlerini kapsar.
Kişilik Kavramları:
Benlik: Bireyin kendi kimliğidir. Bireyin gelişimsel özellikleri çerçevesinde kendisini algılaması ve değerlendirmesidir. Direyin kendisine ilişkin algılarıdır.
Özgüven: Bireyin kendisine olan güveni ve inancı, kendisi ile ilgili olumlu yargılarıdır. Kendisini, durumunu ve koşulları kontrol edebilmesi, kendisi ile barışık olmasıdır.
Benlik Saygısı/Öz Saygı: Bireyin gelişim özelliklerine değer vermesidir. Kapasitesini bilmesi, performansını bilinçli kullanması, kendisini sevmesi ve duygularını tanıyıp kabullenmesi, Fiziksel özelliklerini benimsemesi, hedefler belirlemesi, çaba göstermesi ve risk alabilmesidir.
Kişilik Gelişimi’nin en önemli iki kuramı:
Sigmund Freud’un “Psiko-Analitik Gelişim Kuramı” ile
Erik Erikson’un “Psiko-Sosyal Gelişim Kuramı”dır.
Sigmund Freud, “Psiko-Analitik/Psikanalitik Gelişim Kuramı”nı ortaya koyduktan sonra, Erik Ericson bu kuramın “Sosyal Çevreye göre Gelişimi” içermediğini belirterek, bu kurama paralel olarak “Psiko-Sosyal Gelişim Kuramı”nı ortaya atmıştır.
Günümüzde dahi en önemli iki “Kişilik Kuramı” olarak yer edinen kuramlardır.
Burada öncelikle Sigmund Freud’un Kuramını ele alacağım ve diğer bir başka konuda Erik Ericson’un görüşlerini ve sonra da bu iki kuram’ın kısa karşılaştırılmasını yapacağım.
S. FREUD VE PSİKO-ANALİTİK GELİŞİM KURAMI (Psikanaliz)
Freud’un Kuramının temelinde iki kavram yatmaktadır: Bilinç Sınıflandırması ve Kişilik Yapısı
1- Bilinç Sınıflandırması (Topografik Kişilik Kuramı)
İnsanın Bilinçlilik Durumu 3 bölümden oluşmaktadır:
Bilinç: Farkında olduğumuz yaşantıların bulunduğu yerdir.
Bilinç Altı: Bilincinde olmadığımız ancak biraz düşününce bilince çıkarabileceğimiz yaşantıların bulunduğu yerdir.
Bilinç Dışı: Bilincin dışında olan ve özel bir takım tekniklerle bilince çıkarılabilen yaşantıların bulunduğu yerdir. Kişiliğin büyük bir bölümü burada oluşur. Psikanaliz, kişinin bilinç dışındaki sorunları ortaya çıkararak çözümlemeye çalışır.
2- Kişilik Yapısı
Kişilik 3 bölümden oluşmaktadır, bunlar devamlı birbirleriyle etkileşime girerek davranışları etkilerler.
İd (alt Benlik): Kişiliğin en temel taşıdır. Doğuştan getirilir ve ruhsal (bu, inançlardaki Ruh kavramı değildir) enerjinin kaynağıdır. İnsanın en temel iki davranışından oluşmaktadır: Libido (Cinsellik) ve Saldırganlık. Ruhsal enerji “İçgüdüsel” olarak ortaya çıkar ve tatmin edilmek ister. İd, temel biyolojik ihtiyaçlardan kaynaklanır: Cinsellik, açlık, acıdan kaçınma, hazza yönelme… İd, toplumsal kuralları hiçe sayar ve tek amacı kendisini tatmin etmektir. Bireyin “Sınır Tanımaz” isteklerini kapsar.
Ego: Kişiliğin “Gerçeklik” ilkesine göre hareket eder. İd “İlkel”liğe dönük iken “Ego” daha bilinçli bir yapıdadır. “Gerçekler” ile “İd’in Bencil İstekleri” arasında bir arabulucu görevi üstlenir. Kişiliğin karar organı olarak adlandırılabilir. Az sonra belirteceğim Süper Ego ile İd arasındaki bir “Yürütme” ya da “Uzlaştırıcı” vazifesi görür. Bu nedenle iki göreni vardır.
-İd’in İçgüdüsel ihtiyaçlarını karşılamak.
-Birey üzerindeki Süper Ego beklentilerine cevap vermek.
Süper Ego: Bireyin çevresinden ve içinde yaşadığı tolumdan öğrenmiş olduğu “Toplumsal Kurallar”ı ve “Ahlak Kuralları”nı kapsar. Üç önemli görevi vardır:
-İd’in kabul edilemeyecek isteklerini bastırmak,
-Ego’yu “Törel” amaçlara yöneltmek,
-Kusursuz olmaya çabalamak.
Freud’a göre insan: Saldırgan ve Cinsel Dürtülerini denetim altına alması gereken olumsuz ve yıkıcı bir varlıktır. Toplumun baskıları olmayıp, insan Saldırganlık ve Cinsellik enerjilerini rahatça boşaltabilselerdi, Psikolojik rahatsızlıklar olamazdı. Freud, kuramında “Toplumun” ve “Kültürün” Kişilik Gelişimi’ndeki etkisini göz önünde bulunmadığı için eleştirilmiştir.
* Freud’a göre kişiliğin oluşumunda 0-6 yaşları önemli ve belirleyicidir.
Ego, İd’in isteklerini Süper Ego’nun onayından geçirerek dış dünyadaki nesnelerle doyurmaya çalışır. Bazen İd’in istekleri “Süper Ego” tarafında onaylanmaz ve istekler dış dünyadan karşılık bulmaz. Bu gibi durumlarda Ego “Savunma Mekanizmaları” oluşturur: Bastırma, Yansıtma, Yön Değiştirme, Neden Bulma, Yüceltme, Mantığa bürüme… “Savunma Mekanizmaları” ayrıca ele alınması gereken bir konu olduğu için, ayrı bir konuda yeniden ele alınacaktır.
PSİKOSEKSÜEL GELİŞİM DÖNEMLERİ
ORAL DÖNEM (0-1 Yaşları)
*En önemli organ ve Haz/Zevk kaynağı “Ağız”dır. Dönem adını buradan alır zaten. Bebeğin bu dönemde bakılması ve emzirilmesi çok önem taşır.
*Bebeğin memeden erken kesilmesi veya aşırı emzirilmesi; Güvensizlik, Bağımlılık ve Karmaşık Duygusal Yapıya yol açar. İleri yaşlarda görülen: Sigara-İçki bağımlılığı, aşırı yemek yeme, tırnak yeme gibi alışkanlıklar, bu dönemin sorunlu olarak yaşanmasından kaynaklanmaktadır.
*Dönemde geçirilen “Olumlu” veya “Olumsuz” yaşantılar kişilikte çok önemli yer tutar.
Olumlu Yaşantılar: Güven, Umut duygularını ve başka bireylere verme-alma özelliklerini geliştirir.
Olumsuz Yaşantılar: Aşırı Ağızcılık (oburluk, sigara alışkanlığı, ağızla cinsel tatmin), aşırı iyimserlik veya aşırı kötümserlik gibi saplantılı davranışları ortaya çıkarır.
ANAL DÖNEM (1-3 yaşları)
*Dönemde Dışkılamanın olduğu organ önemlidir ve haz kaynağıdır. Çünkü çocuk artık gelişen anal kasları ile dışkısını “Tutma” ve “Bırakma” alışkanlıklarını kazanır. Kavramlara dikkat edilirse “İnatçılık” kavramı olduğuna dikkat edilir. Çocuk ya tamamen tutar ya da tamamen bırakır. Çocuk bu dönemde kendisini ve çevreyi kontrol etmeyi öğrenir.
*Katı ve Baskıcı tuvalet eğitimi, kişilikte; yıkıcılık, kızgınlık, dağınıklık gibi sonuçlara yol açar.
*Dönemi Olumlu geçiren bireylerde; Kendini kontrol etme, uyumlu ilişkiler sürdürme, özgürce seçim yapma ve karar verme özerkliğini sürdürme, çabalarda bulunma, yeni denemelere girişme ve işbirlikçi olma özellikleri gelişir.
*Tuvalet eğitimi iyi olanlar; yaratıcı, üretken ve aktif olurlar.
*Şu Kişilik Özellikleri, bu dönemin bakım koşullarına göre ortaya çıkar: İnatçılık, Dar/Katı
görüşlülük, Dik kafalılık, Cimrilik, Aşırı düzenlilik ya da düzensizlik, aşırı titizlilik, Bağnazlık, Eli açıklık, Özerklik, Uyum, Saldırganlık, Başkaldırma, Kararsızlık vs…
FALLİK DÖNEM (3-7 yaşları)
*”Fallus” erkek cinsel organı anlamına gelir ve bu dönem adını buradan alır. Dönemin en önemli haz kaynağı “Cinsel Organ”dır.
*Çocuk karşı cinsteki “Anne-Baba”ya yakınlık ve ilgi duyar. Anne-Baba’ya duyulan; kıskançlık, sevgi, düşmanlık gibi duygular kişiliği etkiler. Çocuğun soruları (özellikle cinsel) bu dönemde sıklaşmaktadır.
Dönem ile ilgili en önemli kavramlar şunlardır:
Kastrasyon (iğdişlik) Korkusu: Erkek çocuklar, kız çocuklarda “Penis”in olmadığını fark edince, kendi penisinin yok olacağı kaygısını yaşar. Çocuklara yapılan “pipini keserim” “sünnet ederim” gibi şakalar bu korkuyu devamlı hale getirir ve kişilik bozukluğuna yol açar.
Oedipus Karmaşası: Erkek çocuk annesine, kız çocuk ise babasına yakınlık duyar. Bu durumun Anne ya da Baba tarafında hoş karşılanmayacağını ve cezalandırılacağını düşünür. Erkek çocuk annesine duyduğu sevgiden dolayı babasını kıskanır ancak aynı zamanda babasını da örnek alır ve babasına hayranlık duyar. Kız çocuklarda aynısını anneye karşı yaşarlar (buna Elektra Karmaşası denir). Çocukların ebeveynlerine karşı duydukları bu hisler uygun bir şekilde atlatılmazsa eğer ileriki dönemlerde “Psikopatolojik” durumlar ortaya çıkmaktadır.
*Dönemin Olumlu Yaşantıları: Amaçlı olma, etkinlikler başlatma ve sağlıklı cinsel yaşam özelliklerini geliştirir.
*Dönemin Olumsuz Yaşantıları: Çocuklar ileriki yaşlarında Anne-Babadan ya hiç kopamazlar ya da tamamen kopmak isterler. Eş seçiminde zorlanırlar, girişimlere karşı aşırı suçluluk duyulur, eş ve çevre ile anlaşamaz, cinsel ilişkiden korkar veya cinsel soğukluk yaşar ya da cinsel ilgiden dolayı cinsel sapıklıklara yönelir, karşı cinse ya da hemcinsine karşı tutum geliştirebilir, cinselliği fazla önemser.
LETANT (Gizil) DÖNEM (7-11 yaşları)
*”Latent” Gizil veya Örtülü demektir. Bu dönemde, bir önceki dönemin haz kaynağına ilişkin duygularda “Durgunluk” vardır. Çocuk “Cinsel” konulardan hoşlanmaz ve kendisini oyuna verir. Ergenlik öncesi durgunluk, geçiş veya bekleyiş dönemidir. Arkadaşları, öğretmenleri ve diğer iletişim biçimleri önemli yer tutar. Birey bu döneminde, doğal olarak karşı cinsi “Düşman” ilan eder. Kendi hemcinsleriyle guruplaşır. Karşı Cins ile olan olumsuzluklar kalıcı iz bırakabilir. Bu dönemin en önemli hassasiyeti: Anne-Baba cesaret verir, Öğretmen korur, Akranlar ise kabul ederler.
Bu dönemin Olumsuz Yaşantıları, diğer dönemlerdeki gibi “Aşırılık”ları doğurur. Çok çalışkan olmaktan kaynaklanan “Kısıtlı Erdem” durumu ortaya çıkar. Diğer bir aşırı ucu ise “Tembellik”tir.
GENİTAL DÖNEM (11-18 yaşları)
*Bireyin “Ergenlik” dönemidir. “Üreme” ile ilgili değişimlerin “Psikolojik Gelişimi” etkilediğini düşünen Freud, bu yüzden bu adı vermiştir. Cinsel Organların gelişimi artık “Üremeye” doğru gelişir. Freud, bireyin kişiliğinin büyük ölçüde zaten tamamlanmış olduğunu düşündüğü için, bu dönem üzerinde fazla durmamıştır. Cinsel olgunluk gelişir ve karşı cins ile ilişkiler kurulur.
Freud’un Kuramı ile ilgili en önemli nokta; “Bilinç” ve “Kişilik”tir. Geçmişte, ilgili dönemlerde edinilen yaşantılar, gelecekte bireyde kalıcı izli olabilmektedir. Burada önemli olan nokta şudur: Bireyin gelişimi, bulunduğu dönemdeki “Haz” kaynağının “Tatminine Göre” gelişmektedir. Mesela “Oral Dönem”de haz kaynağına “Ağız” demiştik, bu dönemde, diğer dönemleri ilgilendiren haz kaynaklarının tatminiyle ilgili bir sorun yaşanmaz. Bundan sonraki dönemde de Ağız’ın (emme, yutma) tatmini ile ilgili bir edinim ortaya çıkmaz. Çünkü ilgili dönem geride kalmıştır. Letant Dönem’de ise birey zaten “Cinselliği””Gizli” tutmaktadır. Karşı cinsi doğal olarak “Düşman” ilan etmekte ve kendi cinsinden arkadaşlar edinmekte ve aynı cinsten kimselerle arkadaş olmaktadır. Olumsuz yaşantılar, kadınlarda “Aşırı Feminen” davranışlara neden olabilmektedir. Her iki cinste de “Eş Cinsel” yaklaşımlar, bu dönemin istismar edilmesi ile ortaya çıkmaktadır. Daha sonraki dönemde ise Birey Cinsel olgunluğa yönelir yani “Üreme”ye dayalı bir gelişim gösterir. Eş seçimi gibi tercihler bu dönemin temel özelliğidir. Bu son “Genital Dönem”in en önemli özelliği “Kimlik Statü”lerinin kazanılmasıdır.
22 Ağustos 2008
12:30 |
sabricakar |
fav |
2 yorum
| etiket:
Mikrosefali yaş ve cinsiyete
bağlı olarak değişen baş ve baş çevresi boyutlarının standartlardan küçük olması
olarak tanımlanır. Mikrosefali bir hastalık olarak tanımlanmasından daha çok bir
klinik bulgudur. Hatta bazen normal varyasyonun bir ucunu gösterebilir. Eskiden
yaş, cinsiyet ve ırk ortalamasının iki standart sapmadan küçük olan ölçümlere
mikrosefali denilmekteydi, ancak sağlıklı okul çocuklarının % 1.9'unun
ortalamanın iki standart sapmanın altında baş çevresi sahibi olmaları ve normal
zekalı bazı ailelerde dominant ya da resesif olarak mikrosefali ve kısa boy
geçişi olması bu tanımı değiştirmiştir.
Kafatasının küçük boyutu küçük
beyine işaret eder. Ancak mental retardasyonun boyutunu beyin boyutu değil altta
yatan yapısal patoloji belirler.
Mikrosefali iki
ana gruba ayrılır;
1. Birincil
mikrosefali: Gebeliğin ilk yedi ayında olan anormal gelişimin sonucunda
ortaya çıkan küçük beyini tanımlar.
2. ikincil
mikrosefali: Gebeliğin son iki ayında ya da perinatal dönemde olan bir
hasar sonucunda ortaya çıkan küçük beyini tanımlar.
Baş Çevresinin Normal Gelişimi: Doğumda ortalama 35 cm
olan baş çevresi, ilk iki ay haftada 0.5 cm; iki ile altı ay arası ise haftada
0.25 cm büyür. ilk üç aydaki ortalama toplam kafa çevresi büyümesi 5 cm iken, bu
ikinci üç ayda 4 cm ve üçüncü üç ayda 2 cm kadardır. Dokuz ay ile bir yaş
arasında ise baş çevresi 1 cm kadar artacaktır.
Birincil Mikrosefali Birçok genetik ve çevresel etken
sonucu oluşur.
1. Genetik
2. Karyotip Bozuklukları
a. Down Sendromu (Trizomi
21)
b. Edward Sendromu (Trizomi 18)
c. Cri-du-chat Sendromu (Sp-)
d.
Cornelia de Lange Sendromu
e. Rubinstein Taybi Sendromu
f. Smith Lemli
Opitz Sendromu
3. Radyasyon İyonize
radyasyon ile özellikle dördüncü ve yirminci gebelik haftaları arasında
karşılaşmak mikrosefalide önemli bir etkendir. Ne kadar erken karşılaşılırsa
beyin o kadar küçük, nörolojik anormalliğin sonuçları da o kadar kötü olacaktır.
4. Doğumsal Enfeksiyonlar
5. Kimyasal Ajanlar
a. İlaçlar
b. Metabolik
İkincil Mikrosefali
Nedenleri
1. Menenjit ve ensefalit
2. Malnütrisyon(Beslenme yetersizliği)
3. Hipertermi(ilk 4-6 haftada olan belirgin yüksek
ateş)
4. Hipoksik-iskemik ensefalopati
Tanı
Doğumdaki baş çevresinin küçük olması embriyonik ya da fetal
gelişimde olmuş bir olayı göstereceğinden önemlidir. iki yaş sonrasında beyine
olan bir girişim pek ağır bir mikrosefali ile sonuçlanmaz. Bunlar dışında aile
öyküsü genetik etkenlerin ortaya çıkarılması açısından önemlidir. Risk
etmenleriyle karşılaşma; örneğin radyasyon, enfeksiyon, ilaçlar önemlidir.
Annede diabetes mellitus ya da fenilketonüri; özellikle yaşamın ilk 4-6
haftasında olan yüksek ateş, havale araştırılmalıdır.
Fizik incelemede tek
bir ölçümden çok seri baş çevresi ölçümlerinin değerli olması bize izlemin
önemini belirtir. Bu özellikle en az bir anormalliğin saptanmasında gereklidir.
Ayrıca anne-baba ve kardeşlerin de baş çevresi ölçülmelidir. Araştırmalara göre
normal sınırlar içinde olan ama boy ve kilosuna oranla daha küçük baş çevresi
olan bebekler yedi yaşına geldiklerinde yapılan testlerde gelişme geriliği
gözlenmemiştir.
Eğer çocukta bir kromozomal sendromdan kuşkulanılıyorsa ya
da anormal yüz şekli, kısa boy ya da ek doğumsal anomaliler varsa, karyotipleme
yapılmalıdır.
Açlık plazma ve idrar amino asit analizi yapılmalıdır.
Serum amonyumu belirlenmelidir. Doğumsal enfeksiyonların tanısında seroloji
ve virolojiden yararlanılır.
Radyolojik incelemelerde tanının konunmasında
yararlıdır.
Uzm. Dr. Özge Yılmaz, , Hacettepe Üniv. Tıp Fak. Çocuk Sağ.
Enst. Sosyal Pediyatri Anabilim Dalı
Doç. Dr. Songül Yalçın, Hacettepe Üniv.
Tıp Fak. Çocuk Sağ. Enst. Sosyal Pediyatri Anabilim Dalı
22 Ağustos 2008
12:19 |
sabricakar |
fav |
0 yorum
| etiket:
ZEKA NEDİR? (zeka çeşitleri)
Kavramlar ve algılar yardımıyla soyut ya da somut nesneler
arasındaki ilişkiyi kavrayabilme, soyut düşünme, muhakeme etme ve bu zihinsel
işlevleri uyumlu şekilde bir amaca yönelik olarak kullanabilme yetenekleri zeka
olarak adlandırılmaktadır.
Zekanın farklı tanımlarının olmasına karşılık
zekaya ilişkin kuramların tümü zekanın geliştirilebilecek bir kapasite ya da
potansiyel olduğu ve biyolojik temellerinin bulunduğu noktalarında birleşir.
Buna göre zeka, bireyin doğuştan sahip olduğu, kalıtımla kuşaktan kuşağa geçen
ve merkez sinir sisteminin işlevlerini kapsayan; deneyim, öğrenme ve çevreden
kaynaklanan etkenlerle biçimlenen bir bileşimdir.Zeka bir çok zihinsel yeteneğin değişik durum ve koşullarda
kullanılmasını içerir. Bu yetenekler arasında başlıcaları
Sözel Anlayış: sözcükleri
tanıma ve anlama,
Sözel Akıcılık: sözel ve yazılı olarak sözcük ve ifadeleri çabucak
bulabilme,
Sayısal Yetenek: aritmetiksel işlemleri çabuk ve doğru olarak
yapabilme,
Alansal ve Uzay ilişkileri:
iki ve üç boyutlu görsel algılamayı
yapabilme,
Bellek: işitsel ve görsel olarak belleme gücü,
Algısal Hız: karmaşık bir
nesnenin ayrıntılarını görebilme, zemin şekil ilişkisini ayırt edebilme,
benzerlik ve farklılıkları doğru olarak algılayabilme,
Mantıklı düşünme: muhakeme
yürütebilme,
olarak sayılabilir.
Bir
kişinin zeka seviyesi diğer koşullar eşit tutulduğunda ne kadar zor işler
başardığı, veya aynı güçlükteki işlerden ne kadar çoğunu başarabildiği, veya ne
kadar kısa sürede doğru sonuca ulaşabildiği ile belli olur.
ZEKA ALANLARI...
GÖRSEL ve MEKANSAL ZEKA
• Resimler, imgeler, şekiller ve çizgilerle düşünme, üç
boyutlu nesneleri algılama ve muhakeme etme becerisidir.
• Bir objenin
farklı açılardan perspektifini anlayabilir, onu zihninde canlandırabilir.
Öğrendiği bilgileri somut ve görsel sunuşlara dönüştürür. Resimler ve şekillerle
düşünür. Hayalinde gördüğü resimleri anlatabilir.
• Harita, tablo ve
diyagramları anlayabilir. Çok hayal kurar. Kolaylıkla yön bulma becerisine
sahiptir. Dinlediklerinden zihinsel objeler hayaller, resimler üretir. Öğrendiği
bilgileri hatırlamada bu zihinsel resimleri kullanır.
• Sanat ve proje
aktivitelerini, görsel sunuşları sever. Okurken kelimelerden çok resimlerden
anlar. Tasarım, çizim ve görsellikten zevk alır. Üç boyutlu ürünler
hazırlamaktan hoşlanır. Origami ve maketler hazırlar.
• Öğrenmede daha çok
sanat, video, filmler, bulmacalar ve haritalardan yararlanır.
• İmgeleri
düzenleyerek, zihinsel resimler oluşturarak, çizerek, desen oluşturarak, hayal
ederek öğrenir.
• Ressam, Artist, Fotoğrafçı, Mühendis, Kameraman, Mimar,
Heykeltıraş, Tasarımcı, Dekoratörlük, İzci, Rehber gibi meslek alanlarında
başarıyla çalışabilirler.
SÖZEL-DİLSEL ZEKA
• Kelimelerle
düşünme ve ifade etme, dildeki kompleks anlamları değerlendirme, kelimelerdeki
anlamları ve düzeni kavrayabilme, şiir okuma, mizah, hikaye anlatma, gramer
bilgisi, mecazi anlatım, benzetme, soyut ve simgesel düşünme, kavram oluşturma
ve yazma gibi karmaşık olayları içeren dili üretme ve etkili kullanma
becerisidir.
• Cümleleri dinler, yorumlar, farklı bir tarzda ifade eder ve
söylediklerini hatırlar. Okuduklarını anlar, özetler ve kolaylıkla hatırlar.
Farklı zamanlarda, farklı amaçlar için, farklı gruplara etkili bir biçimde hitap
edebilir.
• Her hikayeyi, masalı, fıkrayı anlatır. İyi bir hafızası ve
kelime hazinesi vardır. Sözel olarak iyi iletişim kurar. Diğer insanların
seslerini, dil üslubunu, okumasını ve yazmasını taklit edebilir. Dinleyicileri,
konuşmaları ile etkiler. Farklı dilleri öğrenme becerisine sahiptir. Etkili
dinleme becerilerine sahiptir.
• Kelime oyunlarını sever. Hikaye, şiir
yazma gibi etkinliklerden zevk alır.
• Öğrenmede daha çok kitaplar,
teypler, yazma materyalleri, görüşme ve tartışmalar, konuşma ve dinleme
materyallerine ihtiyaç duyar.
• Kelimelerle oynayarak, yazarak, okuyarak,
konuşarak, mizahı kullanarak, ikna ederek öğrenir.
• Edebiyat, Yazarlık,
Şair, Arşivcilik, hatip, Dil Bilim, Hukuk, Siyaset gibi alanlarda başarıyla
çalışırlar
BEDENSEL-KİNESTETİK ZEKA
• Hareketlerle, jest ve mimiklerle kendini
ifade etme, beyin ve vücut koordinasyonunu etkili bir biçimde kullanabilme
becerisidir
• Çevresini, nesneleri, eşyaları dokunarak ve hareket ederek
inceler. Öğrendiklerine dokunmayı ve onları kullanmayı tercih ederler. Fiziksel
beceri isteyen alanlarda (dans, spor...) yenilikler keşfeder ve farklılıklar
ortaya çıkarırlar.
• Bir veya birden çok sporla uğraşır. Uzun süre
hareketsiz oturamaz. Nesneleri parçalayıp bütünlemeyi sever. Söylenenden daha
çok yapılanı hatırlarlar. Bulundukları çevreye ve onu kapsayan sistemlere karşı
duyarlıdırlar ve sorumlu davranırlar.
• Hareket ederek öğrenir Sağlıklı
yaşam konusunda vücutlarına özen gösterirler. Fiziksel işlerde, görevlerde
denge, zarafet, maharet ve dakiklik gösterirler. Rol yapma, atletizm, dans,
dikiş-nakış gibi alanlarda yetenekleri vardır. Aktif katılımla daha iyi
öğrenirler
• Dinleme, konuşma, dans, koşma, dokunma ve hareket etmeyi
sever. Öğrenmede role-play, drama, tiyatro ve hareket etmeye ihtiyaç duyar.
• Zihinle bedeni birleştirerek, mimiklerle, vücudu geliştirerek,
dokunarak, dans ederek, üç boyutlu tasarımlar oluşturarak öğrenme.
Gezi-inceleme-model/maket yapma gibi fiziksel aktivitelere katılımdan zevk
alırlar
• Spor, Dans, Heykeltraş, Teknik direktör, Koreografi, Oyunculuk,
Cerrahlık, Pandomimcilik, Sanatçılık gibi alanlarda başarıyla
çalışabilirler.
DOĞACI-VAROLUŞÇU ZEKA
• Doğadaki tüm canlıları tanıma, araştırma ve
canlıların yaratılışları üzerine düşünme becerisidir.
• İnsanın
varoluşunun nedenlerini ve kendi varoluşunu düşünür.
• Farklı canlı
türlerinin isimlerine karşı dikkatlidirler, çiçek türleri hayvan türleri onlar
için çok çekicidir. Kendilerine özgü etkinlikler düzenlerler. Doğadaki bitki
türlerine karşı duyarlıdırlar.
• Araştırmalar yapmayı sever. Doğadaki
canlıları incelemekten hoşlanır. Doğadaki hemen her canlının yaşamına ilgi
duyarlar. Doğanın insanlar üzerindeki ya da insanın doğa üzerindeki etkisi ile
ilgilenirler.
• Seyahat etmeyi, belgeseller izlemeyi severken, doğa ve
gezi dergilerini incelemekten hoşlanırlar.
• Doğayı ve doğada olup
bitenleri gözlemleyebilme yeteneği kazanarak, kendisinin de bu dünyanın bir
parçası olduğunun farkına vararak öğrenir.
• Zooloji, Botanik, Organik
Kimya, Biyoloji, Jeoloji, Meteoroloji, Arkeoloji, Çiçekçilik, Tıp,
Fotoğrafçılık, Dağcılık, İzcilik vb. alanlarda başarıyla çalışabilirler
KİŞİLER ARASI-SOSYAL ZEKA
• Grup içerisinde işbirlikçi
çalışma, sözel ve sözsüz iletişim kurma, insanların duygu, düşünce ve
davranışlarını anlama, paylaşma, ifade edebilme, yorumlama ve insanları ikna
edebilme becerisidir.
• Diğer insanların duygularına karşı duyarlıdırlar.
Diğer insanları konuşmaları ile etkilerler. Farklı kültürler, farklı yaşam
tarzları konusunda çok meraklıdırlar. Çok küçük yaşlarda bile toplumsal ve
politik sorunlarla ilgilenebilirler.
• Arkadaşları ile birlikte olmaktan
hoşlanır. İkna becerisine sahiptir. Kulüp dernek ve komitelerde zevkle çalışır.
Çok arkadaşı vardır. Dinlemeyi ve konuşmayı sever. Güçlü bir espri yeteneğine
sahiptirler. Davranışlarının sonuçlarını değerlendirebilirler. Hoşgörülüdürler.
Sözel ve bedensel dili etkili bir biçimde kullanırlar. Farklı ortamlara, farklı
insan topluluklarına girdiklerinde kolaylıkla uyum sağlayabilirler. Liderlik
vasıflarını taşırlar.
• Yönetme ve organize etmeden zevk alır. Yaşıtlar
ile ya da farklı yaş grupları ile olmaktan zevk alırlar. Grup ve takım
çalışmalarından, çok özel ve mükemmel ürünler ortaya çıkararak; gruplar halinde
çalışmaktan zevk alırlar.
• Öğrenmede arkadaşlar, grup oyunları ve sunuş
yapmaya ihtiyaç duyar.
• Sinerji oluşturarak, sempati kurarak, işbirliği
yaparak, kaynaşarak, iletişim kurarak öğrenir.
• Öğretmenlik, Yönetim,
İşletme, Danışmanlık, Psikologluk, Rehberlik uzmanı ve Politika gibi alanlarda
başarıyla çalışabilirler.
KİŞİSEL-İÇSEL
ZEKA
• İnsanın kendi
duygularını, duygusal tepki derecesini, düşünme sürecini tanıma, kendini
değerlendirebilme ve kendisiyle ilgili hedefler oluşturabilme becerisidir.
• Yaşadıkları her olay veya deneyim üzerinde çok fazla düşünürler. Kendi
içlerinde bir değer ve anlayış sistemi oluştururlar. Her şeyde kendilerinden bir
şey ararlar. Yaşam felsefelerini oluşturmaya yönelik bir arayış içindedirler.
• Özgürlüğüne düşkündür. Bireysel çalışmalardan zevk alır. Kendisi
hakkında düşünmeyi sever. Kendi ilgi ve becerilerinin farkındadır. Kendini sever
ve kendisiyle gurur duyar.
• Yalnız kalmaktan hoşlanır. Kendi iç dünyasını
düşünür. Hedefler oluşturma ve hayallerden zevk alır. Yaşamlarında motivasyon
kaynakları, hedefleridir.
• Öğrenirken kişisel çalışmalar, kendini
değerlendirme ve kişisel farkındalığa ihtiyaç duyar.
• Yoğunlaşarak, duygu
ve düşüncelerinin farkına vararak, ruhsal gerçekliklerin farkına vararak,
düşünmeyi düşünerek, benliğini geliştirerek, özgün bireysel etkinlikler yaparak
öğrenir.
• Yazar, Psikoterapist, Sosyal hizmet uzmanı, Dini lider,
sanatçı, İş adamı, Ressam, heykeltıraş vb. alanlarda başarıyla çalışabilirler.
MANTIKSAL-MATEMATİKSEL ZEKA
• Sayılarla düşünme,
hesaplama, sonuç çıkarma, mantıksal ilişkiler kurma, hipotezler üretme, problem
çözme, eleştirel düşünme, sayılar, geometrik şekiller gibi soyut sembollerle
tanışma, bilginin parçaları arasındaki ilişkiler kurma becerisidir.
• Öğrenmede daha çok keşifler, düşünme, tümevarım ve problem çözmeden
yararlanır. Neden-sonuç ilişkilerini çok iyi kurar. Somut cisimleri soyut
sembolik ifadelere dönüştürebilir. Mantıksal problem çözümlerinde başarılıdır.
Hipotezler kurar ve sınar.
• Nesnelerin nasıl çalıştığına dair sorular
sorar. Hızlı bir şekilde zihinsel matematik yapar.
• Zeka oyunlarında
başarılıdır. Deney yapma, sınama, sorgulama ve araştırmalardan zevk alır.
Matematik aktivitelerini, strateji oyunlarını, mantık bulmacalarını sever.
• Grafikler ya da şekiller halinde verilen (görsel) bilgileri yorumlar.
Bilgisayar programları hazırlar. Grafik, şema, şekillerle çalışmaktan hoşlanır.
• Akıl yürüterek, soyut modelleri tasarlayarak, sayılarla düşünerek,
ilişkileri ve bağlantıları kurgulatarak öğrenir.
• Muhasebeci-satın alma,
matematik ve mühendislik bilimleri, Bilim adamı, İstatistik, bilgisayar, ekonomi
ve fen bilimleri alanlarında başarıyla çalışabilirler.
MÜZİKSEL-RİTMİK ZEKA
• Sesler, notalar, ritimlerle düşünme, faklı sesleri tanıma
ve yeni sesler, ritimler üretme becerisidir.
• İnsan sesi çevreden gelen
sesler gibi çok farklı seslere karşı duyarlıdır, dinler ve tepkide bulunur.
Müziği yaşamında kullanmak için fırsatlar oluşturur. Seslerle nota ve ritimlere
karşı özel bir ilgiye sahiptir.
• Ritmik ve tonal kavramları tanıma ve
kullanma kapasitelerini içerir. Notasını görmediği müziği tanır. Melodileri
tanır. Enstrüman çalar, koroda söyler. Çalışırken tempo, ritim tutar. Müziği
hareketlerle birleştirerek farklı figürler ortaya çıkarabilir. Orijinal müzik
kompozisyonları oluşturabilir.
• Şarkıları kolaylıkla öğrenir. Şarkı
söyleme, mırıldanma ve dinlemeyi sever.
• Öğrenmede müzik, teyp-recorder,
kasetler ve ritimlere ihtiyaç duyar.
• Melodi ve ritim yaratarak, empati
kurarak, seslere duyarlı olarak, enstrüman kullanarak, müziğin yapısını
kavrayarak öğrenir.
• Şarkıcı, Besteci, Müzisyen, Orkestra şefi, Müzik
eleştirmeni gibi alanlarda başarıyla çalışabilirler.
22 Ağustos 2008
12:18 |
sabricakar |
fav |
0 yorum
| etiket:
Dikkat Eksikliği
Dikkatini ayrıntılara verememe , okul ödevlerinde ,
derslerde ve diğer etkinliklerde dikkatsizce hatalar yapma , dikkatin dağılması
, verilen işin-görevin tamamlanamaması, oyuncak ve eşyaların kaybedilmesi ,
dikkatin dış uyaranlarla çok kolay dağılması , unutkanlık, kendisiyle
konuşulduğunda dinlemiyormuş gibi hissedilmesi belirtilerini
içerir.
Hiperaktivite (Aşırı
Hareketlilik)
Ellerin-ayakların kıpır-kıpır
olması , sürekli hareketlilik (koşma , tırmanma), sakin zaman geçirme-oyun
oynama zorluğunun olması , çok konuşma belirtilerini içermektedir.
İmpulsivite (Dürtüsellik)
Sırasını bekleme güçlüğü, başkalarının sözünü kesme, oyunun
arasına girme, sorulan soru tamamlanmadan cevabını verme belirtilerini içerir.
Bu semptomların 7 yaşından önce de bulunması, en az iki ortamda (okulda- evde)
bu belirtilerin olması, kişinin veya çocuğun günlük yaşantısını bozacak derecede
olması gerekmektedir.
Davranım bozukluğu, karşı gelme bozukluğu, öğrenme
güçlüğü, depresyon gibi psikiyatrik rahatsızlıklar ADHD’ye eşlik edebilmektedir.
Görülme sıklığı cinsiyete göre farklılık göstermektedir. Erkeklerde kızlara
oranla 3 kat daha yüksek oranda rastlandığı görülmektedir.
İstatistiklere
göre; erkeklerde, hiperaktivite- dürtüsellik- dikkat eksikliği gösteren birleşik
tip, kızlarda ise dikkat eksikliğinin ön planda olduğu tip daha yoğun
görülmektedir.
Dikkat Eksikliği
Ölçütleri
1. Belirli bir işe dikkat vermede
zorlanma
2. Dikkatin kolayca dağılması
3. Dikkatsizlikten kaynaklanan ufak
hatalar yapma
4. Başlanan işin yarım bırakılması
5. Kendisiyle
konuşulurken dinlemiyormuş gibi görünme
6. Görev ve etkinlik düzenlemede
zorlanma
7. Ev ödevi, sınav gibi düşünsel çaba gerektiren işleri yapmaktan
kaçınma
8. Eşya kaybetme
9. Günlük etkinliklerde unutkanlık
Hiperaktivite ölçütleri
1. Oturduğu yerde kıpırdanma, ellerin ayakların
oynatılması
2. Belli bir süre bir yerde oturamama
3. Sağa sola koşturma,
tırmanma
4. Sakin bir biçimde oyun oynayamama ya da başka bir işle
uğraşamama
5. Sürekli olarak hareket etme
6. Çok konuşma
Dürtüsellik Ölçütleri
1.
Sorulan soru tamamlanmadan yanıt verme
2. Sırasını beklemekte güçlük
çekme
3. Başkalarının sözünü kesme ya da oyunda araya girme
Tedavi
Tıbbi tedavi,
psikostimülan ilaçların kullanımı, anne-baba eğitimi, öğretmen eğitimi desteği,
özel eğitim çalışmaları, davranış terapisi birlikte yürütülmektedir.
Ek
tedavilerden özel eğitim çalışmaları içerisinde Rehacom (dikkat ve zihin
geliştirme programları) ve neuro-biofeedback uygulanmaktadır
22 Ağustos 2008
12:12 |
sabricakar |
fav |
0 yorum
| etiket:
Gelişimsel bir bozukluktur. Normal her çocuk bebekliğinin ilk üç ayında içe
dönüktür, dış dünya ile ilişkisi hemem hemen yoktur; görmüyor, işitmiyor
gibidir. Bu nedenle normal her çocuk için bebekliğin ilk üç dört ayı otism
evresidir denilebilir. Sonra aylar geçip bebek büyüdükçe farklılaşır , dış
dünyanın yavaş yavaş farkına varır, çevresindeki insanlar kendini severse ve
ilgi gösterirse sevinir, elleriyle, bedeniyle, yüzüyle sevinç işaretleri
gösterir, sesler çıkarır, aksine ihtiyaçları ve istekleri yerine getirilmez ise
kızar, tepki gösterir, ağlar vs. Yani ne kadar sessiz, uslu olursa olsun ,
normal her çocuk ilk üç-dört aydan sonra dış dünya ile iletişim içindedir.
Oysa otistik çocuk büyüdüğü ve zekası geliştiği halde, bu üç aydaki
normal bebekte görülen içe dönüklüğü ve dış dünyanın gerçeklerinden kopuk
yaşantısını sürdürüyor gibidir; görmüyor- işitmiyor gibidir. Kalabalık bir odaya
girse kimse yokmuş gibi davranır, elinde bir oyuncak varsa onunla hep aynı
tekrarları yapa yapa oynar, kimseyle ilgilenmez, dalgın görünür, insanlara
sokulmaz, sevmekten ve sevilmekten hoşlanmaz. Kucağa alındığında diğer normal
çocuklar gibi kendini gevşetmez, tahta gibi oturur ve hemen kucaktan sıyrılıp
inmek ister. Başkalarının sözünü papağan gibi tekrarlar, kendiliğinden konuşmaya
başlaması ya hiç yoktur, ya da tek tük sözleri ancak zorda kalınca kullanır . Bu
durumda da ‘ben - sen’ gibi şahıs zamirlerini de karıştırır, örneğin ‘su
istiyorum’ demez, ‘su istiyor’ der.
Otistik çocuğun ilgisi insana
değildir, eşyayla ilgilidir, eşyayı- oyuncağı sık sık ağzına götürür veya
koklar, bir oyuncakla saatlerce bir köşede oynayabilir, bu oynama aynı
hareketleri devamlı tekrarlamak şeklindedir, oyununa karışılırsa öfkelenir.
Otistik çocuk genellikle kendi kurallarına ve alışkanlıklara bağlıdır,
çevresinde hiç bir yenilikten hoşlanmaz, odasındaki bir eşyanın yerinin
değiştirilmesini istemez, öfkesini elindekileri fırlatarak, başını duvarlara
vurarak veye saçlarını yolup kolunu ısırarak gösterir. Bazı çocuklarda yerinde
sürekli sallanma veya topaç gibi dönme gibi garip hareketler gözlenebilir.
Her otistik çocukta bütün bu belirtilerin hepsi birden bulunmayabilir.
Ama en belirgin özellik çocuğun dış dünyanın gerçeklerinden uzaklaşıp kendine
özgü gerçekler dünyası yaratmasıdır. Canlı varlıklara karşı kayıtsızlığı
belirgindir. İnsanla göz göze gelmemesi, boşluğa bakar gibi bakması, kendine
dokunulmasını istememesi ve kendisinin bir insana dokunması gerektiğinde tıpkı
bir masaya dokunuyormuş gibi mekanik- duygusuz hali önemli bulgulardır Önce bu
çocukların çok uslu ve sessiz oldukları düşünülür. Ama konuşma yaşında diğer
çocuklar gibi konuşmaması dikkat çeker.
* Otism
ve zeka geriliği arasındaki fark nedir?
Çok büyük fark vardır. Zeka
gerisi olan çocuk her alanda geridir. Örneğin konuşması, düşünmesi, olayları
anlaması, değerlendirmesi, içinde bulunduğu çevreye uyum sağlaması çok veya az
olmak üzere geridir. Zeka gerisi olan çocuk etrafı ile ilgilidir, sevilmekten
hoşlanır, sevincini sesler çıkararak, ellerini çırparak vs gösterir. Zeka gerisi
bir çocuk karşısında insanlar genellikle acıma duygusu hissederler; ona yardım
etmek, onu sevmek gelir insanın içinden. Otistik çocuk ise öylesine ilgisiz,
tepkisiz ve iticidir ki yabancılarda önce bir kızgınlık duygusu yaratır. Sanki
sizi beğenmiyormuş, size önem vermiyormuş da onun için yüzünüze bakmıyormuş gibi
bir duygu hissedebilirsiniz.
Otistik çocuk zeka gerisi çocuk gibi her
alanda geri değildir, sadece bazı alanlarda geridir, bu nedenle değişik
yeteneklerinde tutarsızlık gözlenir. Öğrenmeye, konuşmaya karşı direnç gösterir,
söyleneni anladığı halde resim çiz deyip eline kağıt kalem verseniz
ilgilenmediği için çizmez. Tedavi olmamış ve iyileşmemiş çocuk ilerde otistik
yetişkin olduğu zaman genellikle şaşırtıcı bir ezberleme yeteneği dikkati çeker.
Sinema filmleri arasında Yağmur Adam filminde, Dustin Hoffman’ın canlandırdığı
otistik adamın telefon rehberinindeki numaraları ezberlemesi gibi. Hafıza
genellikle çok kuvvetlidir, hiç bir sözü unutmaz.
* Tanı nasıl konur? İlk yaşlarda çocuğun sağır, dilsiz
yada zeka gerisi olduğu düşünülür. Belirtiler genellikle ilk yıl sonunda ortaya
çıkar. Ancak dikkatli bir gözlemle doğumdan itibaren sevip okşamalara hiç
aldırmaması, sağır olmadığının belli olmasına rağmen seslenmelere cevap
vermemesi dikkati çeker. Tanı koyulması pek zor değildir.
* Toplumda yaygın bir hastalık mıdır? Erken bebeklik
otizmine % 0.2-0.4 oranında rastlanır. Erkek çocuklarda kızlardan 3-4 kat daha
sıktır.
* Otismin nedenleri nelerdir?
Nedeni kesin olarak açıklanmamıştır. Tek bir nedene bağlı olmadığı,
genetik ve biyolojik nedenler yanısıra psikolojik etkenlerin ortaya çıkardığı,
gelişimsel bir bozukluk olduğu düşünülmektedir.
* Tedavi edilebilir mi? Son yıllarda tedavi konusunda
büyük aşamalar yapılmıştır. Otistik çocuk bu konuda deneyimli özel eğitim veren
kurumlardan yarar sağlar.
* Annelerimize
önerileriniz nelerdir? Öncelikli olarak yapılması gereken bir
psikiyatrist tarafından tanının konmasıdır. Bundan sonraki aşamada ise özel
eğitim veren kurumlardan bu konudaki gerekli öneriler alınmalıdır.
Psikiyatri Uzmanı
Prof.Dr.Aysel Ekşi……………….(Alıntı...)